Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu ABD’nin New York kentinde 81’inci kez toplandı. BM Genel Kurulu’na üye 193 ülkenin liderleri ve temsilcileri katıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’na hitap etti. İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım politikasını bir kez daha hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas 2 yıldır bu salonda. Filistinli kardeşlerimize yapılan haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin devletinin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.
Erdoğan, "Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Filistin devletini boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devletinin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu'ndaki hitabına şair Sezai Karakoç'un şu dizeleriyle son verdi:
“Onlar sanıyorlar ki,
Biz sussak mesele kalmayacak
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki,
Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar,
Vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları şöyle oldu:
GUTERRES'E TEŞEKKÜRLERİMİ İLETİYORUM
Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Sayın Baerbock'a teşekkür ediyor, başkanlığı devralan Sayın Rahman'a da başarılar diliyorum. 10 yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres'e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimizi iletiyorum.
BİZLER ÖZGÜR VE EGEMEN FİLİSTİN DEVLETİNİN SESİ OLACAĞIZ
Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas 2 yıldır bu salonda. Filistinli kardeşlerimize yapılan haksızlık vicdanları yaralamaktadır.
Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin devletinin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.
KARARLARINI GÖZDEN GEÇİRMEYE DAVET EDİYORUM
Bu vesileyle bugün bir kez daha Filistin devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

YÜZ BİNLERCE GAZZELİ DOĞDUĞU TOPRAKLARI TERK ETMEK ZORUNDA KALDI
Geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze, Ukrayna, Rusya, İran, Lübnan'da 250 bin insan hayatını kaybetti. Tarifsiz acılar yaşandı. Yüz binlercesi doğduğu büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı.
Gazze'de son 3 yılda 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor. Eşlerinin, çocuklarının, anne, babalarının naaşlarını çıkarıyor. İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor.
GAZZE EN YÜKSEK ÇOCUK AMPUTE ORANINA SAHİP ÜLKE
Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jenaröterlerin yüzde 70inden fazlası hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba ve dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze dünyanın en büyük çocuk kabristanı değil aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir.
GAZZE ÇAĞIMIZIN EN UTANÇ VERİCİ TEMERKÜZ KAMPIDIR
Gazze çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazze'lilerin sayısı 1500'ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi barış planının ikinci aşamasını kabul ettiği halde İsrail hükümeti barışa yanaşmıyor. Kudüs'te müslüman ve hristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor. Bugün kalbimle kelamım arasında yine perde koymadan bazı gerçekleri açık açık ifade edeceğim. Kimse gücenmesin, kusura bakmasın, alınmasın. Bu Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. İnsani meseledir. Hepimiz için vicdani meseledir. Karşımızda öldürmeyle doyamayan soykırımcı zihniyet var. Son derece vahim tablo var.
Yüreğinde insanlık, merhamet, şefkat olan insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
GENEL SEKRETERİN SAMİMİ ÇABALARINI DESTEKLİYORUZ
Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur. 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan BM teşkilatı bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat kan kaybetmeye devam etmektedir. Umutlarını BM'ye bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir. Bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır. Bugün kendimizi güven içinde, r efah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz, çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Yarın ne olacağını hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki genel kurul temasını isabetli buluyorum.
Sayın Genel Sekreterin girişimi dahil bu yönde samimi çabaları destekliyoruz. Eğer BM'ye olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir. Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA, SİHA'ları değil özgürce süzülen uçurtmaları görecek.

GÜVENLİK KONSEYİ "DÜNYA 5'TEN BÜYÜKTÜR' İLKESİNE GÖRE MUTLAKA REFORME EDİLMELİDİR
Lübnan'da çocuklar bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceğine güvenle bakacak. BM'ye güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu yapı ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir.
Güvenlik Konseyi dünya 5'ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir. Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan adil düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. Bazı temel prensipleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Yapanın yanına kâr kaldığı, cezasızlığın sıradanlaştığı sistem çürümeye mahkumdur.
YENİ BİR YOL AÇMAK İÇİN BÖLGESEL SAHİPLENMEYİ KULLANMAK DURUMUNDAYIZ
Uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Karadeniz Tahıl Koridoru gibi Türkiye olarak her konuda netice aldık. İş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan anlayışı yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.
GAZZE'DE ATTIĞIMIZ İMZANIN TAKİPÇİSİYİZ
Dünya genelinde derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunu ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısızlıkta geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollar, ticaret, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde, sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir. İnsan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Tekno kutuplaşma ve dijital hegomonya ne BM ne de onun aslı unsuru olan devletlerin hayrınadır.
Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz. Attığımız her adımda daha adil, insani uluslararası sistemin arayışındayız. Pakistan ve Suudi Arabistan'la kurduğumuz savunma ittifakı ile aramızdaki dayanışmayı perçinliyor, bölgemizdeki sorunlara çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez'de savaş ortamının sona erdirilmesi için çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli girişiminin kimseye faydası olmadığının altını çiziyorum. Gazze'de attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor.

FİLİSTİN DEVLETİNİ BOĞMA GİRİŞİMLERİ HÜSRANA UĞRAYACAKTIR
Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Filistin devletini boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devletinin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.
ULUSLARARASI TOPLUMU KKTC'Yİ TANIMAYA DAVET EDİYORUM
Dostlarım, 14 yıllık zulmün ardından Suriye 8 Aralık devrimiyle yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü tahrike rağmen güvenli ve huzurlu ülke hedefine ilerlediğini görüyoruz. Kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Irak'ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilme çabalarına desteğimiz tamdır. Stratejik ulaştırma ve enerjide Irak'la işbirliğiyle çalışıyoruz.
Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü ile barışın sağlanması arzumuzdur. Savaşın daha geniş coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz Karadeniz'de ticari gemilere kim tarafından yapılırsa yapılsın saldırıların kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurguluyorum.
Hürmüz, Ege ve Doğu Akdeniz'de meselelerin uluslararası hukuka uygun şekilde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz müşterek zemine katkı yapacaktır. Bu vesile ile Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayri insani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu KKTC'yi tanımaya, siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkileri tesis etmeye davet ediyorum.
TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK MİMARI DIŞINDA BIRAKILMIŞ BİR AVRUPA DAHA GÜVENLİ OLAMAZ
Türkiye gelişen savunma sanayisiyle şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında adeta istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Avrupa'nın ayrılmaz parçası olarak ülkemiz kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir. Ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara zirvesi ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut nişanesi olmuştur. Türkiye'nin güvenlik mimari dışında bırakılmış bir Avrupa'nın daha güvenli olması mümkün değildir.
Biz, Avrupa Birliği’yle geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB’den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihî, kültürel ve beşerî bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformunda işbirliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya’ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın Aliyev ile Sayın Paşinyan’ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor; destekliyoruz. Ermenistan’la yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz. Şunu da memnuniyetle ifade etmek isterim: Türk Devletleri Teşkilatı, yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel işbirliği modeli haline gelmiştir.

13'ÜNCÜ LİDERLER ZİRVESİ YENİ UFUKLAR AÇACAK
30 Ekim’de Ankara’da yapılacak 13’üncü Liderler Zirvesi, Teşkilatın önünde inşallah yeni kapılar, yeni ufuklar açacaktır. Aralık ayında Libya’da düzenleyeceğimiz 4’üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi ise 20 yılı aşkın süredir geliştirdiğimiz kurumsal ortaklığımızın sembolüdür.
Güney Asya’da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler şartı ve kararları çerçevesinde, diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde, her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına; Somali’de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır.
BU SÜRECİN BAŞARISI İÇİN DESTEĞİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ
Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir.
Biz de, Türkiye olarak, bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimimizle, Asya-Pasifik’teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN’la ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde, Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.
HEPİMİZ RIZKIMIZI TABİATTAN ALIYORUZ
Hepimiz rızkımızı, yaşam kaynağımızı tabiattan alıyoruz. Ancak dünyamız, çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunuyor. Hava, su, toprak, bunun yanında birçok canlı iklim değişikliğinden etkileniyor. Gelişmekte olan ülkeler ve pasifik bölgesi iklim krizini iliklerine kadar yaşarken; maalesef ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu yıl Kasım ayında Antalya’da COP 31 Zirvesine ev sahipliği yapacağız. Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız.
SİZLERİ COP31 ZİRVESİNE DAVET EDİYORUM
Avustralya’yla geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir “Uygulama COP'u” haline getirmeyi hedefliyoruz.
Bu fırsattan istifadeyle, sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum. Eşim Emine Erdoğan’ın 2017’de “Dünya Ortak Evimizdir” diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi, o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü.
İKLİM KRİZİYLE MÜCADELENİN PEK ÇOK YOLU VAR
Şurası bir gerçek ki; iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum. Burada şu gerçeği de dikkatinize getiriyorum: İklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlike, tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşmasıdır.
Dünyada her yıl; 5,8 trilyon tabak yemek çöpe gitmekte, yani 2 milyar tonun üzerinde gıda israf edilmektedir. Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada, adaletten bahsedilemez.
Türkiye olarak, gerek israfın önlenmesi çalışmalarına, gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız.Bu anlayışla, Doktor Mehmet Mehdi Eker'i, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğü'ne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.
Şunun da bilinmesinde fayda vardır: Dünyamız hızla değişirken, insanlık da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başlamıştır. Batıda veba gibi yayılan İslam düşmanlığı, bunların en başında geliyor. Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocukları son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kalıyor. Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizm de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlardır.
Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâda da karşılaşıyoruz. Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir. Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesi mühimdir.
"ALLAH'IN GAZABINDAN KURTULAMAYACAKLAR"
Değerli delegeler, çok kıymetli dostlarım...
Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir.
Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna baş vuracaklarını da çok iyi biliyorum.
Merhum bir şairimizin ifadeleriyle*:
“Onlar sanıyorlar ki,
Biz sussak mesele kalmayacak
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki,
Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar,
Vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.”