Londra İklim Eylemi Haftası temasları kapsamında İngiltere'de bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, tv100 İngiltere Temsilcisi Kübra Par'a Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmelerin küresel enerji piyasalarına etkisinden Türkiye'nin enerji dönüşüm hedeflerine, yenilenebilir enerji yatırımlarından nükleer enerji planlarına kadar birçok konuda çok önemli açıklamalarda bulundu.

KÜBRA PAR SORDU, BAKAN BAYRAKTAR YANITLADI: HÜRMÜZ KRİZİNDEN NÜKLEER ENERJİYE KRİTİK MESAJLAR
tv100 İngiltere Temsilcisi Kübra Par: Az önce Bloomberg'te çok etkili bir sunum yaptınız. Konuşmanızın ilk cümlesi de işin zorluğunu yansıtan cinstendi. 'İşim çok zor çünkü enerjide en çalkantılı dönemde iklim hedefleri tutturmaya çalışıyoruz' dediniz. Şimdi bir yandan da Hürmüz Boğazı ile ilgili yaşananlar aslında hem doğal gaza hem de fosil yakıtları olan ülkelerin ihtiyacını da arttırdı. Bu bir çelişki yaratacak mı COP31 hedeflerinde? Bu bir kolaylaştırıcı mı zorlaştırıcı mı etkenler için?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar: Açık söylemek gerekirse zorlaştırıcı bir etkisi var. Onun için de başta onu ifade ettim. Arz güvenliğinin konuşulduğu, enerji fiyatlarının konuşulduğu, enerjiye erişimin bu kadar kritik ve zorlu olduğu bir süreçte insanlara bu enerji kaynaklı emisyonların düşmesi ve ekonomilerin karbonsuzlaşması hedefini ortaya tekrar söylemek aslında çok zor yani. Ve buna erişmek de çok zor. Çünkü söylerken 2050'de veya Türkiye için, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu '2053'te net sıfır ekonomi olacağız' demek aslında herkesin bildiği her şeyi unutması gerektiği ve yeni bir ekonomik modelin doğması gerektiği bir süreci tanımlıyor.

Ekonominin bütün alanlarında bu arada. Yani ulaştırmadan tarıma, tarımdan sanayiye, sanayiden enerji üretimine, bütün alanlarda ve sosyal anlamdaki hayatı da etkileyecek bir şeyden bahsediyoruz.
Ulaştırmanın elektrikleşmesinden bahsediyoruz. İşte elektrikli araçlar, belki yollarda, lojistikte gördüğümüz o kamyonların yerini farklı şeylerin alması, işte toplu ulaşım, dolayısıyla bütün alışkanlıkların değişmesini gerektiren bir süreç. Zorlu bir süreç, onun için o zorluktan bahsederek sunuma başlamıştım. Ama böyle bir dönemde, şimdi petrol fiyatlarının bu kadar arttığı, fosil yakıtlarının arttığı önemli ölçüde ve bunlar ekonomimizin içerisinde varlar, yani bunları bir anda çıkarmamız mümkün değil.
Ama bu hafta Londra İklim Haftası vesilesiyle buradayız ve olumlu tarafından bakarsak, bu süreçler bize üllkelerin kendi enerjilerine sahip olma, kendilerine yetebilme noktasında, dışa bağımlılığının ne kadar zor olduğunu söylüyor.
Şimdi Asya ülkeleri petrol ve petrol ürünlerini, doğalgazı Hürmüz geçişiyle alıyorlardı. Burada bir kesinti olduğu zaman ben neyle karşı karşıya kaldılarını görmüş oldular. Dolayısıyla bu yenilenebilir enerji yatırımlarına, kendi ülkelerindeki kaynakları harekete geçirmekle alakalı da bir motivasyon üretebilir. O anlamda da olumlu tarafından da bakabiliriz. İklim adına, bu anlamda kriz fırsata dönebilir.

"ELEKTRİĞİ İŞİN MERKEZİNE KOYACAĞIZ"
Kübra Par: Türkiye adına da baktığımızda biz bir yandan Karadeniz'de doğalgaz arıyoruz, hatta Türkiye'de de değil, Somali'de bile doğalgaz arıyoruz. Petrol üretimi gabarda arttı. Peki biz elektrifikasyonu gerçekten istediğimiz hızla gerçekleştirebilir miyiz? Bizim açımızdan ne kadar gerçekçi?
Bakan Bayraktar: Biz aslında birkaç aydır uzun dönemde Türkiye'nin enerji planı ile alakalı bir revizyon üzerinde çalışıyoruz. Çünkü biz bunu 2021 yılında ilan etmiştik ve her 5 yılda bir bunu revize etmemiz gerekiyor. 2026 aslında revizyon yılı. Revizyona niye ihtiyaç var?
Enerji politikalarımız değişiyor mu derseniz, hayır değişmiyor ama 2021'de yapay zeka konuşuyor muyduk? Konuşmuyorduk. Bir şeyler geliyor diyorduk ama şu anda artık hayatımızın merkezinde, işte buradaki bütün toplantılarda herkes bunu konuşuyor.
Yapay zeka, onun gerektirdiği veri merkezleri, onun ihtiyaç duyduğu elektrik, su, bugün gündem olmaya başladı. Dolayısıyla bu anlamda planlarınızın nihayet hedefi değil ama planlarınızı, gidiş yollarınızı revize etmeniz için 5 yılda bir programımıza bakıyoruz.
Biz de o yıldayız ve bununla alakalı hep şunu söyledik, dedik ki 'Türkiye'de biz enerji olarak elektriği işin merkezine koyan bir strateji çizeceğiz.'
Bunun arkasındaki mantık şuydu, evet Türkiye'nin karbonsuzlaşma hedefi var, ama başka bir şey var, Türkiye'de biz elektrikte yüzde 65 oranında yerliliğe ulaşmış durumdayız. Petrolde bu oran sadece yüzde 15'te, bütün Gabar keşfi, doğal gazda bu oran yaklaşık yine yüzde 15'lerde, işte Karadeniz keşfi üretimine rağmen.
Dolayısıyla siz şimdi hangi alanı büyütmeniz lazım, hangi alanda daha iyisiniz? Elektrik alanında yani dışa bağımlılığınızın düşük olduğu alan burası. Dolayısıyla burayı büyütmek için de işte elektrikleşmeyi onun için işin odağına koyuyoruz.

"2035'E KADAR 8 MİLYON ELEKTRİKLİ ARAÇ MÜMKÜN"
Hürmüz krizi bize şunu gösterdi, dünyada büyük bir dizel krizi var. Dizel fiyatları normal petrol, han petrol fiyatlarını da üzerinde arttı. Dolayısıyla bu şunu söylüyor, örneğin ulaştırmada dizel araçları biz elektrikliye dönebilirsek belli bir vadede, mesela 2035'e kadar Türkiye 6 milyon, 7 milyon, 8 milyon aracı elektrikliye çevirebilirse, bizim dizele olan bağımlılığımız da o miktarda azalacak.
Ve bu anlamda elektrikleşme işte ulaştırmadan diğer ekonominin diğer alanlarına kadar bizim arz güvenliğimize, dışa bağımlılığımızı azaltmamıza katkı sağlamış olacak.

"180 MİLYAR DOLARLIK DEV YATIRIM PLANI"
Kübra Par: Bir yandan da yalnız bu elektrifikasyon hedefi ulaşmak için çok ciddi bir altyapı dönüşümün gerektiğinden, çok ciddi bir yatırım gerektiğinden söz etmiştiniz, dün de sohbetinizde '180 milyar dolarlık kaynak ihtiyacı var' dediniz. Türkiye'nin mevcut ekonomik koşullarında bu nasıl mümkün olacak? Yatırımcıların Türkiye'nin ilgisi bu anlamda var mı? Suudi Arabistan güneş enerjisi konusunda yatırım yapacak.
Bakan Bayraktar: Şimdi şöyle, biz 2035'e kadar, yani o 180 milyar nasıl oluyor? O 2035'e kadar 120 bin megavatlık bir rüzgar ve güneşte kurulu güce ulaşacağız dedik. Bu yaklaşık bizim 2035'e kadar rüzgar ve güneşte 80 milyar dolarlık yatırım yapmamız anlamına geliyor.İşte yaklaşık 10 yılda, işte her yıl 7-8 milyar dolarlık bir yatırım, 8-9 bin megavatlık yeni kurulu güç demek.
Ve biz aslında bunu yapmaya başladık. 2024 yılında 6 bin 200 megavat civarında bir kurulu güç yaptık güneşte ve rüzgarda.Geçen sene 2025'te 8 bin 200 megavata çıktık. İnşallah bu senede, yani biz her yıl zaten bunu yapmaya başladık, yapıyoruz şu anda. Yani bu yatırımcıların elinde bu kapasiteler ve bu 2035'e kadar olmaya devam ediyor. 180'in 80'i buradan geliyor. Alt yapıdan bahsettiğiniz en önemli konulardan bir tanesi. Şu anda bütün dünya buna kafa yoruyor.
Çünkü hani her şeyi yaptık, kurulu gücümüzü yaptık, her şeyi elektrikli araç yaptık. Ama arabaları şarj edecek istasyonunuz yok, alt yapınız yok. O tarafa baktığınızda iki alanda, bir iletim anlamında, transmisyon anlamında, yüksek voltajda dediğimiz... Bir de dağıtım alanında, yani evlerimizde, mahallemizdeki şebeke, şehirlerimizdeki şebekeye baktığımızda dağıtım tarafında 2030'a kadar şu anda onaylanmış 20 milyar dolarlık bir bütçe var. Bu yatırımlar Türkiye'de yapılıyor şu anda. 2030-35 arasında da bunun %50 artarak 30 milyar dolarlara geleceğini öngörüyoruz.
Bu ikisini topladığınızda sadece dağıtım tarafında, bugünden itibaren 2026'tan 35'e kadar 50 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç var. İletim tarafında, bunu daha önce açıklamıştık, 28-30 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç var. Dolayısıyla zaten bu ikisini bir araya getirdiğinizde, yaklaşık 80 milyar dolarla alt yapı yatırımı var. Bunun içerisinde elektrikli araçlar için, şarj istasyonları onların gerektirdiği trafo güçlerinin artması gibi konularda var. Dolayısıyla sadece yenilenebilir artı bu alt yapı yatırımı, zaten 160 milyar dolar önümüzdeki sürece kadar ihtiyacımız olan şey.
Ve bunu sistem kendi içerisinden, Türkiye'deki finansman imkanlarından ve yurt dışından yabancı yatırımlarla, yabancı yatırımcılarla, ya finansal yatırımcılarla ya da Suudi Arabistan'dan bahsettiğiniz, işte dün Meclisimizde onaylandı, 2000 megawattlık bir güneş projesiyle beraber uluslararası yatırımlar.
Biraz önce siz buraya gelmeden önce UKF buradaydı. Onlar Türkiye'deki özellikle yenilenebilir projeleri ve alt yapı projeleriyle çok ilgililer. Konya-Karapınar'da önemli bir finansman sağladılar.Benzer şekilde böyle uluslararası finansal kuruluşlarla, İBRD, Dünya Bankası, bunlarla beraber de inşallah bu finansmanı sağlayacağız.

"ARZ GÜVENLİĞİNDEN ÖDÜN VEREMEYİZ"
Kübra Par: Şu an İngiltere'deyiz. Aslında Hürmüz krizinden enerji bağlamında en çok etkilenen ülkelerden biri İngiltere oldu. Burada enerji fiyatları birdenbire çok yükseldi. Bana da hoş geldiniz faturası geldi, ilk ayda 300 pound doğalgaz ve elektrik faturası ödedim. (belki bir önceki kiracının da faturası eklenmiştir). Benim için şoke ediciydi. Türkiye'de biz pahalı zannediyorduk. Buradaki gerçek çok daha sertmiş.
İngiltere bir yandan da Kuzey Denizi'nde petrol ve gaz aramayı durdurmuştu. Ana muhalefet diyor ki "Hayır bizim doğalgaz, petrol aramamız lazım” diyor. Görüşmelerinizde İngiltere'deki bu tartışmalara dair bir şeyler hissetiniz mi? Aslında tam da hükümet krizi...
Bakan Bayraktar: Geldiğimiz anda Sayın Başbakan'ın istifasıyla geldik .Ama bu tartışmalar aslında buraya has tartışmalar değil. Malum Amerika'da da benzer şeyler var.
Fosil yakıtlardan çıkalım... Bir taraftan Trump yönetimi geldiğinde 'drill baby drill' (Amerika Birleşik Devletleri'nde petrol ve doğal gaz sondajının artırılmasını savunan popüler bir politik slogandır.) yaşadığımız bir süreç oldu ve hala devam ediyor. Fosil yakıt üretimini maksimuma çıkarmayı hedeflerlerle yaşadığımız bir süreç oldu.
Türkiye olarak biz şunu söylüyoruz.Bu enerji dönüşümü ülkelerin varmak istedikleri hedef için mutlak surette akıllı akılcı politikalarla yürümemiz lazım. Ve böyle bir yakıtı bir teknolojiyi dışlayarak değil, böyle bir lüksü yok dünyanın.Tamam dediniz şimdi insanlar bu kriz bize başka bir şey getirdi. Yenilenebilir kaynak yapalım ama bazı ülkeler dedi ki bizim kendi kömürümüz var. Kömürü kullanmaya devam edelim. Bu sefer ne olacak? Daha çevreyle alakalı daha zorlayıcı bir yakıtı denkleme sokmuş oluyoruz. Onun için dengeli ve kapsamlı bütüncül politikalar izlemek lazım. Türkiye bunu yapmaya çalışıyor.
Bir şeyin uğruna takılıp gerçekçi olmayan politikalar izlediğiniz zaman. Çünkü arz güvenliğinden ödün veremeyiz. İnsanlar 7/24 burada da Londra'da da Türkiye'nin her köşesinde elektriğe ihtiyaçları var. Doğal gaza ihtiyaçları var.
Dolayısıyla hal böyle olunca biz istiyoruz ki Türkiye bir taraftan yenilenebilir yapacak. Enerjisini verimli kullanacak. Bütün ekonominin her alanında. Nükleer yapacak. Bazı insanlar da nükleere karşı, bazı ülkelerde nükleer yapmak istemiyor.Nükleeri yapacağız. İklim için olmazsa olmaz bir şey bu. Onun dışında doğal gaz üretimine mutlaka ihtiyacımız var. Ki biz bunu kendi imkanlarımızla yapalım istiyoruz ki dışa bağımlılığımız düşsün.
Bu nedenle de daha kapsamlı ve çeşitlendirilmiş bir portföyle bunu yapabileceğimize inanıyoruz. Öbür türlü böyle inişli çıkışlı politikalar görüyoruz dünyada. Bir dönem büyük bir trend oluyor. Ondan sonra bir kriz yaşıyoruz. Herkes trend baş aşağı gidiyor.
Bu sefer kaybedilmiş altın yıllar geliyor. Ve biz 2050 yani küresel anlamda konuşuyorum. 2050'de dekarbonize olmuş bir dünya ekonomisi göremeyiz bu şekilde. Ve bir buçuk derece hedefi maalesef tutmaz.
Yani onun için böyle her yıl üstüne koyarak bir şeyler yapmamız lazım. Yürümesi lazım. Çünkü bunu adım adım yaparsak ancak başarıya gideriz. Ama biz ne yapıyoruz? Bir tamamen iklim konuşuyoruz bir şey konuşmuyoruz. Her şeyi dışlıyoruz.Sonra bir kriz yaşıyoruz ve pandemi yaşadık. Arkasından neye şahit olduk? Muazzam bir petrol, doğalgaz fiyatları, kömür fiyatları uçtu gitti dünyada. Avrupa bir anda kömür kullanmaya başladı.
Çünkü işte Rusya-Ukrayna krizi başka bir şeye evrildi. İşte doğalgazdan tekrar kömüre dönüşler oldu. Almanya “eyvah nükleerleri niye kapattın” demeye başladı.
Ama bunların hepsi, yani bu siyasi istikrarsızlık bir anlamda veya siyasi kararlardaki, politikalardaki istikrarsızlıklar bu iklimle mücadelede dünyanın en büyük başındaki asıl engel. Onu söylemem lazım.İnşallah bu COP31 dönem başkanlığı Türkiye bu mesajları da verecek. 2035 %35 elektrikleşme hedefi çok büyük bir hedef. En iddialı hedefi biraz biz koymuş olacağız yani bu sene. Eğer tabii bütün herkesi ikna edebilirsek.
Dolayısıyla yani biz daha dengeli bir politika, daha çeşitlendirilmiş bir politika yürütmeye gayret ediyoruz.

"TÜRKİYE'NİN NÜKLEERE MUTLAK SURETTE İHTİYACI VAR"
Kübra Par: Son olarak dün Büyükelçilik'te bir sunum yaptınız. 'Bu savaşlar döneminde nükleer enerjiye yatırım yapmak çok riskli değil mi? diye bir soru geldi. Orada şu dikkatimi çekti. Hem savaş suçu olduğundan söz ettiniz hem de 'bizim sınırımızda bir nükleer santral var. 'İlla Türkiye'nin içi değil' dediniz.Bir de küçük daha mobil nükleer santraller de gündemde… Türkiye’nin Akkuyu sonrası nükleerdeki bakış açısı nasıl olacak?
Bakan Bayraktar: Şöyle yani nükleere biz Türkiye'nin arz güvenliği için, Türkiye'nin iklim hedefleri için mutlak surette ihtiyacımız olduğunu söylüyoruz.
Aslında dünyanın da ihtiyacı var buna ve dünya bunu teyit etti. İki bin yirmi dörtte Dubai'deki COP 28'de özellikle gelişmiş ülkeler yani Amerika, Fransa, onların başını çektiği grup İngiltere dahil küresel anlamda 2050'ye kadar mevcut kurulu nükleer gücü üç katına çıkarmayla alakalı bir deklarasyon yayınladılar. Türkiye buna taraf oldu.
Bakü'de biz de bunun bir parçası olduk. Sebebi de şu emisyonları ancak böyle azaltmanız mümkün olabilir. Yani her ülkede kömür var. Şimdi bana diyorlar ki kömürü ne yapacağız? Yani kömürden bir dönüşüm olacaksa belki ara çözüm, geçiş yakıtı olarak doğalgaz olabilir kömürden doğalgaza geçiş. Ama kömürden nükleere geçiş nihayet belki yirmi sene sonra iki bin ellideki o hedeflerimize ulaşırsak mümkün olabilecek unsurlardan bir tanesi. Onun dışında hiç gerçekçi değil.

İşin farklı boyutları da var yani kömür konusunda işte madencilerimiz var, iş istihdamı var, etrafındaki ekonomi var. Ama sorunuza gelecek olursak Türkiye'ye nükleeri bu anlamda bir zaruret olarak görüyoruz.
Akkuyu, sonrasında Sinop, Trakya, buralarda kuracağımız büyük ölçekli santraller. İşte biz geçen hafta Romanya'daydık. Cernavoda'da nükleer santral ziyareti yaptık. Orada Kanada teknolojisini görme fırsatımız oldu.
Kanadalılarla konuşuyoruz, Güney Kore'yle konuşuyoruz, Çin'le konuşuyoruz, Rusya'yla konuşuyoruz. Bu yapacağımız sekiz yeni reaktörü, seçeceğimiz teknolojiyi, teknolojiler belki bir ülke değildir. Teknoloji transferi, evet. Ama bu bahsettiğiniz SMR konusu yani küçük modüler reaktör işi de nükleerin rönesansı yani ikinci çağı diyelim.
Yani 1950'lerde başlayan bu dönemi biz Türkiye olarak biraz kaçırdık gibi. Ama şimdi bu yeni çağı yakalamamız lazım. Başlangıç aşamasında. Onun için Türkiye'de Sanayi Bakanlığımızın çok güzel bir teşvik paketi, bir programı var. Çok destek oluyor bizim nükleer hedefimize. Türkiye'de bu işle ilgilenen gruplar var. SMR teknolojiyi geliştirmek isteyen.
İngiltere'yle iş birliğimiz var. Özellikle Rolls Royce'un SMR'ı ile alakalı 2019'dan beri başlattığımız. Amerikalı şirketlerle görüşüyoruz.Amerika'yla biliyorsunuz geçtiğimiz Eylül ayında Cumhurbaşkanımızın Beyaz Saray ziyaretinde bir anlaşma imzaladık.
Marco Rubio ile benim imzaladığım nükleer alanındaki iş birliği. Belki şimdi NATO zirvesinde ona yeni bir şeyler eklenebilir. Dolayısıyla SMR işinde Türkiye çok boyutlu, çok katmanlı bir strateji izliyor. Yerli üretim nasıl yapabiliriz? Bu yeni çağ, nükleerin yeni çağını kaçırmayalım derken söylemek istediğim şey şu. Türkiye bu işin teknolojisinde ve üretiminde nerede olabiliriz araştırıyoruz. Benim en az 5000 megawatt nükleere ihtiyacım var 2050 yılına kadar SMR tarafında. Artık bunu Türkiye'deki güçlü sanayi altyapısı, üretim altyapısı ile ve tabii ki daha sonra da belki üçüncü taraflara, ülkelere, bölgelere bunu ihraç noktasında bir iş birliğine de bakıyoruz.