Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen MKYK toplantısının ardından açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, gündemin en önemli başlığının "Terörsüz Türkiye" süreci olduğunu söyledi.
YAŞ KARARLARI
Çelik'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Yüksek Askeri Şura kararları hayata geçti. Şimdiye kadar görev yapan ve görevden ayrılan bütün askerlerimize, komutanlarımıza teşekkür ediyoruz. Yeni göreve gelen ve yeni rütbe alanları da tebrik ediyoruz. Tabii sevindirici bir tarafı da var. Bu Yüksek Askeri Şura ile Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki kadın general sayısı artıyor. Bu da son derece sevindirici. Burada bütün kuvvetlerimizde kadın general sayısının artmasının, Türk ordusunun niteliğini göstermesi bakımından ve kadınlarımızın da bu yüksek rütbelerde bulunmasının Cumhuriyet'in bir kazanımı olarak değerlendirilmesi açısından son derece önemli olduğunun altını çizmek isterim. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne her zamanki gibi başarılar diliyoruz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Cumhurbaşkanımız, Terörsüz Türkiye konusunda şimdiye kadar yaptığımız çalışmaların bugün geldiği nokta ve bundan sonrasında da inşallah bütün bu süreci başarıya ulaştırmak için yapılması gerekenler, ortaya konulması gereken tavırlar, kullanılacak üslup ve Cumhur İttifakı'nın birlik ve dirliği açısından ilgili talimatları verdiler. Tabii aynı şekilde bu konuyla ilgili devlet kurumlarının koordinasyonu bakımından talimatlarını tekrar hatırlattılar. Bugün yasa teklifinin verilmiş olmasıyla birlikte iki yıllık bir sürecin en önemli aşamasına gelinmiş oldu.

"KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZ TEHDİTLER, BAŞKA ÜLKELERİN BELKİ 5-10 KAT SÜREDE VE DAHA DÜŞÜK YOĞUNLUKTA KARŞI KARŞIYA KALDIĞI TEHDİTLERLE EŞDEĞERDİR"
Tabii bir hususu özellikle belirtmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti'nin, biricik vatanımızın bulunduğu coğrafya son derece büyük risklerle ve tehditlerle dolu bir coğrafya. Sadece çok uzun değil, 300 yıllık bir tarihe bile baksak, 100 yıllık tarihimize baksak, son 50 yılımıza baksak karşı karşıya olduğumuz tehditler, başka ülkelerin belki 5-10 kat sürede ve daha düşük yoğunlukta karşı karşıya kaldığı tehditlerle eşdeğerdir.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE'YE ÇOK EMEK VERİLDİ"
'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' süreci için gerçekten çok emek sarf edildi. Kuşkusuz pek çok çalışma yapıldı. Biz artık AK Parti'de yaptığımız çalışmaların sayısını unuttuk. Yani yüzlerce kere toplanmışızdır. Sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar bütün arkadaşlarımızla birlikte, kurduğumuz heyetle birlikte çok yoğun bir şekilde buna emek ve mesai harcadık. Esasında 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedefi; etrafımızdaki gelişmeleri çok iyi izlediğimizde, etrafımızda, yakın bölgemizde emperyalistlerin, siyonistlerin hangi kirli planları bölgeyi parçalamaya dönük, bölge insanlarını birbirine düşürmeye dönük hangi şer şebekelerini devreye soktuğunu düşündüğümüzde esasında Türkiye Cumhuriyeti'nin köklü devlet aklının bugün siyasette, Meclis'te ve diğer alanlarda tecelli eden siyaset aklının, milletimizin değerlerinin, irfanının, basiretinin bir neticesi olarak ortaya çıktı.

"KURALSIZ BİR DÜNYA DÜZENİNE GEÇİLMİŞTİR"
Bölgemizdeki bütün bu gelişmeleri hep birlikte değerlendirdiğimizde, özellikle son 10 yıla odaklandığımızda göreceğimiz şey şudur: Kurallı bir dünya düzeni sona ermiştir, kuralsız bir dünya düzenine geçilmiştir. Kaotik bir şekilde ortaya çıkan bu tablo neticesinde dünyanın bütün dikişleri sökülmektedir. Yakın zamana kadar hatırlarsınız Sykes-Picot rejiminin bölgede değişmesi gerektiğine dair tartışmalar batılı bazı odaklar tarafından, bazı think-tank'ler tarafından başlatılmıştı. O zaman bakıldı ki aslında Sykes-Picot'nun bölgeye getirdiği yanlışlıkların ve zararların giderilmesini amaçlayan bir yaklaşım değil bu; tam tersine daha başka, daha çok bölünmüş, daha çok parçalanmış, etnik ve dini temelde birbiriyle daha kavgalı hale gelmiş bir bölgenin ortaya çıkmasını istiyorlar. Bununla ilgili olarak tabii birçok diplomasi yürütüldü.
"BÖLGEDE BUNA KARŞI YENİ BİR SİYASET ATAĞI BAŞLATMIŞTIK"
Biliyorsunuz Arap Baharı'ndan başlayarak bu dalgalara karşı Türkiye, bu dalgaların geldiğini görerek çok büyük çalışmalar yaptı. Bunların uzun bir tarihi var. Zaman zaman size bahsediyorum. Ama o zaman da mesela Arap Baharı zamanında halkların bazı ülkelerdeki meşru tepkilerini, o devletlerin kurumlarını yok edecek ve o devletlerin devlet kapasitesini ortadan kaldıracak şekilde yönlendirdiler. O zaman da biz uyarımızı yapmıştık. Bölgede buna karşı yeni bir kardeşlik siyaseti atağı başlatmıştık. Onun sabote edilmesi için de çeşitli güçler, büyük güçler devreye girmişti. İstihbarat örgütleri doğrudan vekâlet savaşlarını terör örgütleri yoluyla devreye sokmuştu.

Yumruk yumruğa gelmemizi isteyenlere karşı kol kolayız. Silahlı tehditin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye uzun zamandır bununla mücadele etmiştir. Bu saya PKK/KCK'nın sona ermesini hedefliyor. Son derece güvence veren bir çerçeve yasa ortaya çıkmıştır. Terör örgütünün bütün Avrupa'da sona ermesi yük olması bu süreç başarıya ulaştığında çıkacaktır.
"YENİ BİR İKLİM OLUŞACAK"
PKK/KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa'daki legal ve illegal bütün unsurlarıyla birlikte sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye bu silahsızlanma ile birlikte, bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep birlikte görecektir. Demokrasilerin üzerinde silahlı tehdit ve terör örgütleri birer yüktür. Bütün bir siyaset iklimini ve devlet hayatının ritmini etkiler. Bu da son derece doğaldır. Dünyada bunu yaşayan sadece Türkiye değildir. Avrupa'daki pek çok ülke de bunu yaşamaktadır. Demokratik ülkeler bunu hatta daha çok yaşarlar. Çünkü demokratik ülkelerin uyması gereken kurallar ve hukuk ilkeleri vardır. Tabii bu terörün gündemden çıkmasıyla birlikte esasında yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim, demokrasimizin üzerindeki yükün ve stresin kalkmasıyla birlikte, demokrasimizin ölçeğini büyütecek, demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkân verecek, demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bundan sonrasında, silah bırakma süreci bahsettiğimiz şekilde PKK/KCK terör örgütünün sona erdiğinin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla tespit ve teyit edilmesiyle sonuçlanırsa, demokrasimiz silahlı tehdit ve terör örgütünün yükünden kurtulacaktır. Siyasetin iklimi ve demokratik tartışmaların zemini kendi ölçeğini büyüten bir boyuta ulaşacaktır. Dolayısıyla terör örgütü yükünden Türkiye'nin kurtulması demek, aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini büyütecek, siyasi iklimine daha çok oksijen yükleyecek bir zemine kavuşması demektir. Demokrasinin ölçeğinin büyümesi ve siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye'nin Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına katkı yaparken ve küresel barışa katkı sunarken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir.
Tabii bütün bu tartışmalar esasında birtakım dış güçler tarafından da kullanılmıştır. Kardeşliğimize halel getirmeye çalışan, kardeşliğimizi zarara uğratmaya çalışan pek çok provokasyonla karşı karşıya kalınmıştır. O sebeple de her zaman şunu söyledik. Burada dünyadaki birtakım örneklere bakarak mukayese etmeyin. Çünkü dünyadaki örneklerin çoğunda iç savaşlar vardı. Etnik kavgalar vardı. Dini kavgalar vardı. Ciddi ayrışmaların neticesinde ortaya çıkan bölünmüş ve parçalanmış toplum yapıları vardı. Fakat bütün bu olayların en şiddetli zamanında, en stresli döneminde bile Türk'üyle, Kürt'üyle, Sünnisiyle, Alevisiyle ve diğer bütün unsurlarıyla milletimiz tek millet olma vasfını hiçbir zaman kaybetmemiştir. Birbirine sokaktaki hiçbir vatandaşımız kendi komşusuna, kendi mahallelisine, kendi iş arkadaşına yan gözle bakmamıştır. Türkiye'nin en büyük gücü budur. O sebeple baştan beri dedik ki biz bütün bu süreci yürütürken devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde hareket ediyoruz.

Tabii silahların bırakılması sürecinin başlaması ve tamamlanması, yani silahlı terör örgütünün bahsettiğim bütün şube ve uzantılarıyla birlikte gündemden çıkması, geleceğimiz açısından yepyeni bir sayfanın açılmasına da imkân verecektir. Bölgede birbirine düşürülmeye çalışılan, terör örgütleri üzerinden vekâlet savaşları yoluyla karşı karşıya getirilmeye çalışılan kardeş halklar arasına giren diğer terör örgütlerinin de ortadan kalkması için yeni bir dalga ve yeni bir iklim oluşacaktır. Bugün bu yasal çerçeve ile atılan adım, bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Terör yükünün ortadan kalkması, demokrasimiz üzerindeki terör stresinin ve terör tehdidinin sona ermesiyle birlikte, terör gündemden çıkınca demokrasimizin ölçeğini çok daha büyütecek bir siyasi iklim herkesi saracak, sarmalayacak ve 86 milyonu kucaklayacaktır. Bunun Meclisimize yansıması, ekonomimize yansıması, sivil toplum hayatımıza yansıması ve bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin, burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması, silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkması, bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için vereceği katkı, esasında Türkiye'nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir. Çünkü neticede dünyada tarihin başından beri insanoğlunun mücadelesi, bu silahlı tehditlerin bertaraf edilmesine dönük doğru yolları bulmaktır.
"SÜRECE KARŞI OLDUKLARINI SÖYLEYENLERİN KULLANDIĞI ÜSLUBUN ÇOK DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR"
Demokrasinin ana yönetim modeli olduğu günden itibaren insanoğlu siyaseti hayatın maliyetini azaltmak için kullanıyor. Bugün şunu söyledik. Bu sürece destek verenlerin dışında, bu sürece karşı olduklarını söyleyenlerin kullandığı üslubun da çok dikkatli olması gerekiyor. Yani burada siyasetin içerisinde mi konuşuyor, yoksa anti siyaset mi yapıyor. Bu son derece önemlidir. Çünkü siyaset yapmak demek hayatın maliyetini azaltmak demektir. Anti siyaset ise hayatın maliyetini artırmak demektir. Bugün bu meselelerle ilgili herhangi bir şekilde yeni bir yaklaşımı olmayanların, bölgedeki gelişmeleri ve dünyadaki gelişmeleri okuyarak yeni bir perspektif geliştirmenin gerekliliği ortadayken, geçmiş dönemin birtakım statükolarının içinden hâlâ anti siyaset diyebileceğimiz cümlelerle konuşması, ülkenin geleceğine imza atmak değil, tam tersine ülkenin geleceğinin üstünü çizmektir. Yoksa eleştiri haktır. Demokrasinin en büyük nimetlerinden birisi eleştirinin kurumsallaşmış olmasıdır. Ama bu eleştiriler siyaset içerisinde mi gerçekleşiyor, siyaset dışında mı gerçekleşiyor. Sonuçta siyasetin var etmesi gereken şey ve demokrasiyle arzu ettiğimiz şey, silahın ve şiddetin olmadığı medeni bir toplum hayatının var olmasıdır. Medeni bir toplum hayatının doğru düzgün işlemesidir. Bugün sadece birinci aşamada bahsettiğim gibi silahlı terör örgütünün gündemden çıkarılması hedeflenmektedir. İkinci aşamaya geçildiğinde, demokrasimizin üzerindeki bu yük kalktığında, medeni toplumun gereklerinin çok daha ileri noktalara taşınacağı birtakım adımların atılabilmesi son derece mümkün olacaktır.

Şimdi geçen seneyi hatırlayınız. Geçen yılbaşı, Suriye'deki olaylarla yıla girmiştik. Bölge ve dünya çok büyük bir altüst oluş yaşamıştı. Aylarca bu konuyu konuştuk. Bu yılbaşına Venezuela'daki olaylarla girdik. Şimdi de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a saldırısıyla ortaya çıkan artçı depremler ve Hürmüz eksenli bu kaosla devam ediyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı kaçıncı yılına girdi. Hâlen devam ediyor. Gazze'deki soykırımı Batı Şeria'ya ve Lübnan'a taşımaya çalışıyor Netanyahu ve onun yanındaki soykırım şebekesi. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kırılganlıklar Latin Amerika'ya yansımak üzere. Latin Amerika'da yepyeni birtakım çatışma alanlarının oluşabileceğine dair maalesef istenmeyen gündemler ortaya çıkıyor. Uzak Doğu'ya gittiğimiz zaman orada başka gerilimler var. Şimdi bunun içerisinde tecrübesi olan bir devlet, türedi olmayan bir devlet, dünyanın parçalanmaya doğru gittiği bir noktada hukuk içerisinde, hakkaniyet içerisinde ve ilkeler çerçevesinde buna bütünleşmeyle cevap verir.
"CEVABIMIZ NETTİR! BÖYLE BİR ŞEYİ TARTIŞMA KONUSU OLARAK BİLE GÜNDEMİMİZE ALMIYORUZ"
Yine bu süreçte yapılan tartışmalardan bir tanesi dünyadaki farklı modelleri gözeterek bir "üçüncü göz" olması gerektiği şeklindeydi. Biz ısrarla buna karşı çıktık. "Türkiye'nin bir üçüncü göze ihtiyacı yoktur." Üçüncü göz nerede gerekir? Üçüncü göz bazı ülkelerde iç savaş vardır, etnik temelde ya da dini temelde; orada üçüncü göz gerekir. Ya da bazı ülkelerde gerçekten birbirinden kompartımanlaşmış, ayrışmış bölgelerde yaşayanlar vardır; oralarda gerçekleşir. Bugün 86 milyon açısından söylediğinizde Türk'le Kürt'ün arasına üçüncü bir gözün girmesi dünyanın en saçma meselesi olur. Hiçbir üçüncü göze gerek yok. Bütün bu sürece bakacak olan milli bir göz var. O milli göz de 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, adını saydığım sayamadığım bütün etnik gruplardan, bütün mezhep gruplarından bütün vatandaşlarımızdır. Milli göz odur. Üçüncü göze gerek yoktur. Bu açıdan da bu süreç kendi açısından özgün bir süreçtir. Kendi işimizi, kendi irademizle, kendi sorunumuzu kendi irademizle halledebileceğimize dair net bir tutumdur. Bu da bu açıdan dünyaya verilmiş bir mesajdır. Çok net bir şekilde de söyleyeyim; tek tek isim vermeyeceğim, ülke ismi de vermeyeceğim, kişi ismi de vermeyeceğim, pek çok ülkeden ya da bu süreçlerdeki dünyadaki bu süreçlerde görev yapmış pek çok meşhur isim bu sürece dahil olmak istedi. Dediler ki "Biz üçüncü bir göz olarak bu sürece dahil olalım. Bu sürecin kolaylaştırıcısı olalım." Verdiğimiz cevap nettir: Böyle bir şeyi herhangi bir şekilde tartışma konusu olarak bile gündemimize almıyoruz. Böyle bir şeyi tartışmıyoruz bile. Üçüncü göz diye bir şey yok. Sadece milli göz var. Milli göz de işte bahsettiğim gibi siyaset kurumu var, meclis var, devletimizin kurumları var ve vatandaşlarımızın tamamı var. Onların gözü önünde şeffaf bir biçimde her şey paylaşılarak gerçekleşiyor. Biz "Üçüncü göz olarak devreye girelim" diyen birtakım uluslararası kurumlara, birtakım devletlere, bu konularda çalışmış birtakım sivil toplum örgütlerine ve birtakım kişilere verdiğimiz cevap budur. Size ihtiyacımız yok. Türkiye kendi meselesini çözecek iradeye ve vizyona bu açıdan sahiptir.
"CUMHURİYET TARİHİNİN EN YÜKSEK MUTABAKATI"
Tabii şimdi bunun bu şekilde sahiplenmesiyle birlikte komisyonda ve Genel Kurul'da bütün siyasi partiler hür iradeleriyle buradaki görüşlerini açıklayacaklar. Şimdiye kadar atılan imzalara baktığımızda, bunda belki de böyle bir meselede, yani bu tip bir meselede Cumhuriyet tarihinin en yüksek mutabakatına ulaşılmış gözüküyor. Dolayısıyla Meclis'ten çabuk geçeceğini ve bu meselenin bir an evvel çözüme kavuşması adımların atılması için bu aşamanın çabuk kat edileceğini değerlendiriyoruz. Bu bir irade beyanıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün dünyaya dünyanın kaosa sürüklendiği bir dönemde, biz her türlü kendi meselemizi, kendi imkan ve kabiliyetlerimizle ve kendi irademizle çözebiliriz mesajını vermiştir. Burada tabii ki bu sürece destek veren siyasetçilerin oluşturduğu siyasi akıl, aynı zamanda devletimizin binlerce yıllık tecrübesi, milletimizin kardeşlik değerleri yegane göz, yegane pusula olarak bütün bu süreç boyunca tıkanan durumlarda, herhangi bir şekilde sarsılan durumlarda her zaman meselenin toparlanmasına güçlü bir tutum oluşturdu.
"CUMHUR İTTİFAKI BİR VE BERABER HAREKET EDİYOR"
Sayın Cumhurbaşkanımız arkadaşlar, biz şahidiz, her toplantımızda -MKYK toplantısı, MYK toplantısı, kapalı bölümde uzun bir değerlendirme yapar- bize her toplantımızda Sayın Cumhurbaşkanımız Terörsüz Türkiye konusundaki hassasiyeti ifade etmiştir. Terörsüz Türkiye konusunda Cumhur İttifakı'nın bir ve beraber bir şekilde hareket etmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir. Devlet kurumlarına talimatlarını vermiştir. Biz heyet olarak, yani bu süreci yürütmekle görevlendirilmiş, Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız tarafından görevlendirilmiş heyet olarak sürecin her aşamasında kendilerine bilgi verdik. Kendilerinin talimatlarını aldık. O talimatlar çerçevesinde sonraki adımlarımızı şekillendirdik. Dolayısıyla zatıdevletlerinin bu sürecin olumlu bir şekilde işlemesi, provokasyonlara ya da sabotajlara karşı dirençli hale gelmesi, yolundan çıkmaması için gerçekten mesaisinin çok önemli bir bölümünü ayırdı ve heyetimizin kendisine arz ettiği konularda net talimatlarıyla yönlendirdi.
"ADLARIMIZ FARKLI OLSA DA SOYADIMIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR"
Tabii milletimiz her şeyin karar vericisidir. Hepimiz milletimizin talimatlarıyla iş yaparız. Bu sürece dönük provokasyonlar ve iftiralar karşısında Sayın Devlet Bahçeli'nin gerek grup konuşmalarıyla, gerek diğer zamanlarda yaptığı stratejik müdahaleler, cesur ve net açıklamalar bir şey daha göstermiştir: Burada Türk milliyetçiliği üzerinden bu süreçleri sabote etmek isteyenlere karşı aslında Türk milliyetçiliğinin bir millet milliyetçiliği olduğunu, bir ırk milliyetçiliği olmadığını, bu basiretle ve bu dirayetle bu sürecin yönetilmesi gerektiği konusunda da Sayın Bahçeli'nin açıklamaları Cumhuriyet tarihine geçecek bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü burada esas olan milletin tamamının hukukunu, devletin bekasını ve milletin geleceğini gözetmektir. Sayın Bahçeli'nin stratejik müdahaleleri bu sabotajların ve yoldan çıkarma çabalarının ortadan kaldırılması bakımından son derece büyük bir işlev gördü. DEM Parti'den, CHP'den ve diğer partilerden bütün bu süreç boyunca sürecin sağlıklı işlemesi için yapıcı eleştirilerde bulunan, fikirlerini net bir şekilde açıklayan milletvekili arkadaşlarımızın çok büyük katkıları oldu. Tabii Sayın Meclis Başkanımızın, Sayın Kurtulmuş'un Komisyona bizzat başkanlık etmesinin de hem Türkiye'deki sürecin bu yönetilmesi, Meclis'in iradesinin ortaya çıkması bakımından, hem de dışarıya Yüce Meclis adına verilen mesaj açısından da çok büyük bir kıymeti oldu. Bütün bu destek bunu oturttu. Ve gelinen nokta şudur: Yürüyeceğimiz yol budur. Silahlı terör örgütünün ortadan kalkmasından sonra Türkiye bir kere daha şimdiye kadar olduğu gibi tarihdaşlıkla yol yürüyecektir. Kaderdaşlıkla yol yürüyecektir ve yüksek demokrasi standartlarında vatandaşlık ilkelerini daha ileriye taşıyarak yol yürüyecektir. Tarihdaşlığımız esastır çünkü tarihte birinin isminin diğerinden ayrı yazıldığı bir dönem olmamıştır Türkiye'deki etnik olarak kendisini farklı adlandıran ya da mezhep olarak farklı adlandıran vatandaşlarımızın. Bu tarih hepimizin tarihidir. Yine kaderdaşlık çok önemlidir çünkü dün kaderimiz birdi, bugün de bir. Etraftaki gelişmeleri gördüğümüzde, yarın da kaderimizin bir olmaktan başka bir çaresi olmadığını görüyoruz. Tabii ki söylediğim; terörün demokrasimiz üzerinde yarattığı bir yük var. Sürekli olarak her demokrasi reforma ihtiyaç duyar, her demokrasi ölçeğini büyütmeye ihtiyaç duyar. Her sivil siyaset alanının daha çok oksijene ihtiyaç duyması hayatın icabıdır. Bütün bu çerçevede baktığımızda önümüzdeki dönemde bu bahsettiğim aşamalara, hedeflere ulaşıldığında vatandaşlık ilkelerinin güncellenmesi, siyasi sisteme, demokratik sisteme daha çok oksijen pompalanması da mümkün olacaktır. Bunu her seferinde söylüyoruz, bugün bu daha da geçerlidir, böyle tarihi bir gündeyiz. Adlarımız farklı olabilir ama adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye'de ikinci sınıf vatandaş yoktur. Geçmişte birtakım vatandaşlarımızı dini aidiyeti ya da mezhepsel aidiyeti ya da etnik aidiyeti ya da kılık kıyafeti, ya da dini düşüncesi yüzünden ikinci sınıf vatandaş kılmaya çalışanların oluşturmaya çalıştığı vesayet, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen bu 25 yıllık mücadeleyle ortadan kaldırılmıştır. Türkiye'de herkes birinci sınıf vatandaştır. Adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bugün gelinen noktada bu süreçlerin sağlıklı işlemesi için herkesin desteğine ihtiyaç vardır, her bir vatandaşımızın desteğine ihtiyaç vardır. Eleştiride bulunanların tabii ki eleştirileri haktır ama bu eleştirilerin yapıcı eleştiri olması, ön açıcı, yol gösterici, ışığı çoğaltan, oksijeni çoğaltan, demokrasinin ölçeğini büyüten, siyasetin ölçeğini büyüten eleştiriler olması son derece önemlidir. Tarihi bir gündeyiz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün yurttaşları olarak, kardeşliğimiz, birliğimiz, dirliğimiz için önemli adımlar atıyoruz. Bundan sonrasında daha önce ince işçilik demiştim, onun üzerine de çok spekülasyon yapılmış. Bir kere daha söylüyorum, ince işçilik yapacağız. Daha özenli dil kullanacağız. Hassasiyetleri daha doğru bir şekilde yöneteceğiz. Herkesin katkı vermek isteyen herkesin yolunu açan bir yaklaşım ortaya koyacağız. Ve hep şunu söyleyeceğiz: Türkiye Cumhuriyeti çok yaşasın. Türkiye Büyük Millet Meclisi var olsun. Kardeşliğimiz ebedi olsun. Birliğimiz ve dirliğimiz daim olsun. Sürekli olarak bunu söyleyeceğiz, bütün işlerimizi yaparken de bu ilkeler ve bu prensipler etrafında yürüyeceğiz. Bugün sizle paylaşacaklarım bunlar arkadaşlar.