‘RAPORLARA RAĞMEN TUTUKLULUĞUM ÇOK AĞIR BİR HAK MAHRUMİYETİ OLUYOR’
Daha sonra Hazel Dırık Bağrıyanık savunma yaptı. Yaptıklarından dolayı çok pişman olduğunu belirten ancak raporlarda çocuğun engelli kalmasıyla kendisi arasında bir illiyet bağı kurulamadığını söyleyen Bağrıyanık, kendisini şöyle savundu:
“Öncelikle ani gelişen reflekslerim sonucu hareketlerim için pişmanım ve bu pişmanlığım bir ömür devam edecektir. Amacım asla zarar vermek değil ve olmadı da. Tek amacım, hastanın kanını alıp bakımını yapmaktı. O iddia edilen hastalık, Adli Tıp kurumu raporunda da net bir şekilde benim illiyet bağı olmadığı belirtilmiştir. Küçükte bulunan yürüme bozukluğunun da kendisindeki mevcut hastalıktan olduğu belirtilmiştir. Bu rapor sonucunda da küçükte bulunan hastalıklardan dolayı illiyet bağım yoktur. Hasta benim nöbetimden sonra sağlam bir şekilde teslim edilmiş ve teslim alan hemşirenin beyanı da bu şekildedir. Nöbet tesliminden 5 gün sonra kırık tespiti yapılmış, bu 5 günlük süre içerisinde de nöbetçi hemşireler, doktorlarca herhangi bir kırık tespiti ve işlemi yapılmamıştır. Bu raporlara rağmen tutukluluğum, benim için çok ağır bir hak mahrumiyeti oluyor. Tutuklulukta geçireceğim fazladan 1 gün süre bile benim evladım ve benim hayatımda silinmez izler bırakmaktadır. Müebbet hapis cezası alan bir hükümlüyle aynı şartlar altındayım ve ayda 1 kez kızımı görüyorum. Şu an anneye ihtiyaç duyan bir yaş aralığında olduğu için ve aile bütünlüğümü koruyabilmek için tahliyemi ve tutuksuz yargılanmayı talep ediyorum.”