Türkiye turizmi hem gelir hem de ziyaretçi sayısı açısından rekor düzeyde artış gözleniyor. 70 milyona yaklaşan ziyaretçi sayısını 70 milyar dolara ulaşan gelir takip ediyor. Ancak bu iki yönlü artış rakamsal olarak her ne kadar iyi görünse de ‘Sürdürülebilir Turizm’ açısından pek de öyle değil. Maalesef bu noktada kocaman bir soru işareti var.
Geçtiğimiz günlerde sektörün duayen isimlerinden biriyle birlikteydik. Sektörü enine boyuna konuştuk ve sohbetimizden iki önemli başlık ortaya çıktı.
- Her şey dahil sistem
- Fırsatçılık
Sektör temsilcimizin değerlendirmelerini aktarmadan önce dilerseniz Her Şey Dahil siteminin kökenine bir inelim. Devamında da fırsatçılık konusunun doğuşuna bakalım.
Her Şey Dahil sistemi 1930’lu yıllarda İngiltere’de tatil kamplarında ortaya çıkmış, zaman içerisinde modernleşerek 1981’den itibaren günümüze gelmeye başlamış. Çıkış noktasıysa Jamaika’da bir resort otelin sistemi uygulamaya başlaması.
Peki ya Türkiye!
Ülkemizde de neredeyse dünya ile tam zamanlı olarak 1980’lerin sonunda Kemer’de bir tatil köyünde ilk örneği ortaya çıkmış. Günümüzde başka 4-5 yıldızlı oteller olmak üzere ve tatil yörelerinde yaygın şekilde uygulanır durumda.
Her Şey Dahil sisteminin en kötü yanı israfı da beraberinde getirmesi. Sabah, öğlen ve akşam yemeklerinde envaı çeşit ürünlerle donatılan açık büfe masaları, maalesef arta kalanların atık haline dönüşmesine neden oluyor.
Tatil yapanlar arasında bu manzarayla karşı karşıya kalmayan yoktur sanırım. Hatta başrolünde bile oynamış olabiliriz!
Peki çözüm nedir?
Sektör temsilcisi bir cümle ile harika özetliyor:
“İnsanlara yediklerin sunalım.”
Ve örnek de veriyor:
“İskandinav ülkelerinde misafirler tüketecekleri kadar ürünleri seçip, garsona sipariş veriyorlar.”
Burada kilit nokta ‘sipariş’ kelimesi. Uygulama yine usulen Her Şey Dahil şeklinde, ama açık büfeden insanlar kendileri gidip almıyor da istedikleri ürünleri garsona söyleyip, sipariş ediyorlar. İnsanlar yiyebilecekleri kadar ürün sipariş ettikleri için de bir nevi israfın da önüne geçilmiş oluyor.
Bir de fırsatçılık konusu var tabi…
Bu da sektör için çok kritik bir nokta. Özellikle pandemi sonrasında sıkça yaşanmaya başlanan konaklama ücretlerindeki katlanan fiyat artışları, sadece yerli turistleri değil yabancı turistleri de olumsuz etkilemeye başladı. Globalde oluşan Türkiye turizmindeki yüksek fiyat algısı sektörü de endişelendirir halde.
Pandemide insanların eve kapanmasıyla zarar gören dünya turizmi, pandeminin sona ermesiyle birlikte talebi de arşa taşıdı. Fiyatların katlanmasına neden olan bu durum, sektörde fırsatçılığın yaygınlaşmasına neden oldu. Günümüzde artık alışkanlık haline gelen ‘Fırsatçılık’ özellikle sezona girilmeden başlıyor. Haliyle bu durum yerli & yabancı turistlerin tatilden soğumasına neden oluyor.
Sektör temsilcisi bu durumu “Maalesef pahalı bir destinasyon haline geldik” şeklinde yorumluyor ve devam ediyor:
“Yalnızca konaklama fiyatlarının değil, restoran, yiyecek-içecek ve diğer turistik harcamalar da ziyaretçilerin Türkiye algısını etkiliyor.”
Peki fırsatçılığın önüne nasıl geçilir? Sektör temsilcisi bu konuda da önerisini sunuyor:
“Fırsatçılık ve aşırı fiyat artışlarına karşı ilgili bakanlık ve belediyeler düzeyinde denetim yapılabilir. İşletmelerden alt ve üst fiyat sınırları alınabilir. Özellikle otellerde farklı oda kategorileri için fiyatlar daha yakından takip edilebilir.”
Turizm ülke ekonomilerini ayakta tutan en önemli araçlardan biridir. O derece kıymetlidir yani. Bu nedenle Türkiye turizmini adeta baltalayan bu iki kritik konu çözüme kavuşturulmaz ise, zamanla turizmdeki rekor artışlarda düşüşler yaşayabiliriz.
Hali hazırda sektör temsilcileri de bu iki konuyu gündemine almışken, neden çözülmesin ki.
Ha gayret! Her Şey Ülkemiz için!