Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı...

Yaz henüz bitmedi ama kültür-sanat takviminin yönü yavaş yavaş değişmeye başladı. Açık hava konserlerinin yüksek sesi hala şehrin üzerinde dolaşırken sinema festivalleri, sergiler, kitaplar ve sonbahar programları da kendilerine yer açıyor. Bir yanımız yaz gecelerinin peşinden koşmak isterken diğer yanımız eylül ayının salonlarına, filmlerine ve yeni hikayelerine göz kırpıyor.

Ağustosun ikinci yarısı tam da bu iki mevsimin, hatta iki ayrı ruh halinin arasında duruyor.

PSM LOVES SUMMER’DAN THE PRODIGY İLE ŞAHANE FİNAL

Önce biraz geriye dönelim. Zorlu PSM’nin yaz klasiği PSM Loves Summer, bu yıl da İstanbul’un konser hafızasına uzun süre unutulmayacak geceler bıraktı. Moby’den Garbage’a, Skunk Anansie’den Suede’e uzanan yoğun programın finalini ise The Prodigy yaptı.

The Prodigy sahneye çıktığı anda yıllar birkaç saatliğine geri sarıldı. Bir zamanlar dans pistlerini, kasetleri, CD’leri ve müzik kanallarını ele geçiren o kontrolsüz enerji, bu kez İstanbul gecesinin ortasına düştü. Yeni kuşaklarla grubun eski takipçileri aynı kalabalıkta buluştu; hepimiz birkaç saatliğine yeniden parti insanlarına dönüştük.

Elbette Keith Flint’in aurası bambaşkaydı. Onun sahnedeki deliliğini, bakışını ve grubun kimliğine kazıdığı o karanlık enerjiyi başka biriyle tamamlamak mümkün değil. Konser boyunca yokluğu hissedildi ama hatırası da aynı ölçüde canlıydı. The Prodigy geçmişini inkar etmeden, yasını bir vitrinin içine hapsetmeden yoluna devam ediyor. İstanbul’da da Keith’i anarken grubun hala ne kadar güçlü, diri ve sarsıcı olabildiğini gösterdi.

Yaz konserleri cephesinde perde henüz kapanmış değil.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı...

LP, ÜÇ ŞEHİRLİK TÜRKİYE TURNESİNDE

Ağustosun güncel rotasında ilk durak LP. Alternatif popun en ayırt edici seslerinden biri olan sanatçı, Epifoni’nin 10. yılı kapsamında üç şehirde dinleyicileriyle buluşuyor.

Turne 11 Ağustos’ta Ankara ODTÜ MD Vişnelik’te başlayan; 12 Ağustos’ta İzmir Tarihi Havagazı Fabrikası’na uğradıktan sonra, 14 Ağustos’ta ise İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta final yapacak.

“Lost on You” ile dünya çapında büyük bir dinleyici kitlesine ulaşan LP’yi yalnızca tek bir şarkının başarısıyla tarif etmek haksızlık olur. Rihanna, Cher ve Christina Aguilera gibi isimler için yazdığı şarkılarla müzik endüstrisinin görünmeyen tarafında da güçlü bir iz bırakan sanatçı, sahnede sesi kadar beden diliyle de etkileyici. İstanbul konseri, ağustosun kaçırılmaması gereken uluslararası buluşmalarından biri olmaya aday.

SOUNDGARDEN’DA JACK WHITE, TOMORA VE WET LEG AYNI SAHNEDE

22-23 Ağustos’ta müzik tutkunları bu kez Babylon Soundgarden’ın peşine düşecek. Festivalin programında farklı kuşakları ve müzikal dünyaları aynı hafta sonunda buluşturan üç isim özellikle öne çıkıyor: Jack White, TOMORA ve Wet Leg.

The White Stripes’tan solo çalışmalarına uzanan kariyeri boyunca rock’n roll’un sınırlarıyla oynamayı hiç bırakmayan Jack White’ın gitarını İstanbul’da yeniden duymak başlı başına heyecan verici. Onun sahnesinde her şey biraz ham, biraz öngörülemez ve fazlasıyla canlıdır.

Festivalin en merak uyandıran projelerinden TOMORA ise AURORA ile The Chemical Brothers’tan Tom Rowlands’ın ortak müzikal evreninden doğuyor. İlk albümleri COME CLOSER’ı kısa süre önce yayımlayan ikilinin elektronik müzikle organik, karanlık ve duygusal sesleri nasıl buluşturacağını sahnede görmek festivalin sürprizlerinden biri olabilir.

İngiliz alternatif rock sahnesine mizah, tuhaflık ve yüksek enerjiyle giren Wet Leg de iki günün en hareketli konserlerinden birini vermeye hazırlanıyor. Kısacası Soundgarden, ağustosun son büyük müzik buluşmalarından biri olmaya oldukça güçlü bir aday.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 2

FLAMENKONUN ATEŞİ ÖZGÜRLÜK PARKI’NA DÖNÜYOR

Soundgarden’ın hemen ardından ritim bu kez yönünü Endülüs’e çevirecek. İspanyol dansçı Cristina Aguilera, 26 Ağustos akşamı Kadıköy Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da “Flamenco on Fire – Palpito” ile sahneye çıkacak.

Daha önce “Tarab” ve “Emuná” gösterileriyle Türkiye’de izlediğimiz Aguilera, yeni projesinde flamenkonun geleneksel duygusunu çağdaş bir sahne anlayışıyla buluşturuyor. Ritim kadar sessizliğin, teknik kadar duygunun da belirleyici olduğu gösteri; tutkuyu, özlemi ve direnci beden üzerinden anlatan güçlü bir gece vadediyor.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 3

ÇATALCA’DA YENİ BİR FİLM FESTİVALİ DOĞUYOR

Ağustosun son haftasında İstanbul’un festival haritasına yeni bir durak ekleniyor. Çatalca Belediyesi tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi desteğiyle düzenlenen ilk Çatalca Film Festivali, 27-29 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Festivalin Kısa Film Yarışması’nda Altın Erguvan Ödülleri’ni belirleyecek ana jürinin başkanlığını; Dondurmam Gaymak, Entelköy Efeköy’e Karşı, İftarlık Gazoz ve Cem Karaca’nın Gözyaşları filmlerinin yönetmeni Yüksel Aksu üstleniyor. Jüride oyuncular Dilan Çiçek Deniz ile Bülent Emrah Parlak da yer alıyor.

Henüz ilk yılında olan bir festivalin kısa filme alan açması ve bunu İstanbul’un merkez dışındaki ilçelerinden birinde gerçekleştirmesi ayrıca kıymetli. Bakalım Altın Erguvanlar önümüzdeki yıllarda sinema takviminde nasıl bir yer edinecek?

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 4

EYLÜLE SİNEMAYLA GİRİŞ: MUBI FEST İSTANBUL

Ağustos biterken sinema programları iyice ağırlık kazanıyor. İki yıllık aranın ardından İstanbul’a dönen MUBI FEST, 4-6 Eylül tarihleri arasında Paribu Art’ta gerçekleşecek.

Programın önemli bölümü Cannes’dan geliyor. İki başrol oyuncusuna En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazandıran Coward, Paweł Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen Ödülü getiren Ata Yurdu / Fatherland ve Belirli Bir Bakış bölümünde ödüle uzanan Miyazma Kampı / Camp Miasma, Türkiye’de ilk kez festival kapsamında gösterilecek.

Arthur Harari’nin The Unknown filmi ile Na Hong-jin’in Hope’u da programın merakla beklenen yapımları arasında. Biletler 12 Ağustos’ta MUBI üyelerine, 14 Ağustos’ta ise genel satışa açılacak.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 5

EYLÜLDE ROTAYI AYVALIK’A ÇEVİRMEK İÇİN BİRDEN FAZLA SEBEP VAR

Eylül ayında Ayvalık yalnızca denizi ve yazdan kalan sakinliğiyle değil, sanat programlarıyla da güçlü bir rota oluşturuyor.

İlk durak, 5 Eylül’de Setur Marinas Ayvalık’ta “Reborn” temasıyla düzenlenecek Art on the Boat. Sanatı, yelkeni, müziği ve gastronomiyi aynı kıyıda buluşturan etkinlikte şef Mehmet Yalçınkaya söyleşi ve özel deneyimlerle yer alırken Kürşat Başar Trio gün batımına eşlik edecek. Fırat Neziroğlu, Pınar Tuba Biçmen ve Küçükköy’de üretimlerini sürdüren pek çok sanatçı da sergiler ve canlı performanslarla marinayı gün boyunca açık hava galerisine dönüştürecek.

Ayvalık’ın asıl uzun soluklu sinema buluşması ise 14-20 Eylül tarihlerinde yaşanacak. Seyir Derneği ile Ayvalık Belediyesi iş birliğinde düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, beşinci yılında yine güncel dünya sinemasından dikkat çekici filmleri, söyleşileri ve panelleri bir araya getirecek.

Festival, 14 Eylül akşamı Büyük Park Amfitiyatro’da açılacak; gösterimler ertesi günden itibaren Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde devam edecek. Konuşma programının adresi ise ASKEV Sera olacak.

Açıklanan ilk seçkide Pedro Almodóvar’ın Buruk Noel / Bitter Christmas filmi, Sandra Wollner’ın Cannes’da Belirli Bir Bakış Ödülü’nü kazanan Her Defa / Everytime’ı ve Paweł Pawlikowski’nin En İyi Yönetmen ödüllü Ata Yurdu / Fatherland’ı bulunuyor.

Rodrigo Sorogoyen’in En Sevdiğim / The Beloved, Radu Jude’nin Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi ve Valeska Grisebach’ın Cannes Jüri Ödülü kazanan The Dreamed Adventure filmleri de Ayvalık’ta izleyiciyle buluşacak.

Eylül ayında yolunu Ayvalık’a düşürmek isteyenler için anlayacağınız üzere tek bir sebep yok.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 6

SONBAHARA BİR TOMRİS UYAR KİTABIYLA HAZIRLANMAK

Bütün bu konser, festival ve yolculuk telaşının arasında biraz durmak isteyenlere son bir önerim var: Tomris Uyar’ın Can Yayınları etiketiyle yeniden yayımlanan Güzel Yazı Defteri.

Dostluk, aşk, arzu, ihanet ve kopuş etrafında ilerleyen bu uzun öykü, bir yemek masasının çevresinde buluşan insanların birbirlerinin hayatındaki yerini ve yıllar içinde biriken duygusal tortuları görünür kılıyor. Ali Arif Ersen’in kitap için hazırladığı resimler de metne eşlik etmekle yetinmeyip kendi sessiz anlatısını kuruyor.

Tomris Uyar’ın şu dizeleri ise ağustosun son günlerinden sonbahara geçişin ruhuna fazlasıyla yakışıyor:

“Sonbahar, bir kalakalma.
Sokaklarda kışa doğru bir koşuşturma.
Mağazaların donuk ışıkları renkleri bulandırıyor, kaldırımları loşlaştırıyor.
Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı...”

Büyük beklentilere girmeden, sadece eğlenceli bir bir cumartesi gecesi eğlencesi isteyenlere… Oak Caddesi’nin Sonu, 80’lerin o hafif tekinsiz, bol eğlenceli korku-komedi dokusunu bugüne taşıyor. Biraz nostalji, biraz absürtlük, bolca dinazor ve tabii ki Ewan McGregor ile Anne Hathaway… Bazen sinemadan beklediğimiz şey sadece bu kadar.

Belki şehir de tam olarak böyle bir yerde şimdi. Yazdan kalan giysileri kaldırmak için henüz erken; ama sonbaharın filmleri, kitapları ve hikayeleri çoktan kapının önünde.

Ağustosun ikinci yarısı biraz daha dans etmek, birkaç konsere yetişmek, açık havada film izlemek ve ardından yeni mevsime doğru yavaşça yürümek için önümüzde duruyor.

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 7

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı... - Resim : 8