Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek

Şu hayatta konsere gitmek kadar sevdiğim bir şey varsa o da sinemaya gitmek. Mevsim yazsa, açık hava sinemasının tadı zaten bambaşka. Ama yazın kültür-sanat yolculuğuna başlamadan önce, hazır vizyondayken Christopher Nolan’ın The Odyssey’ine uğramadan geçmeyelim.

Nolan, sinemayı büyük ölçekli bir deneyime dönüştürmeyi, büyük cümleler kurmayı ve her filminde sınırları biraz daha zorlamayı seven bir yönetmen. Benim favori Nolan üçlüm hala The Dark Knight, Inception ve Interstellar. Yine de geleneksel sinemanın “bitti, bitiyor” diye tartışıldığı bir dönemde Homeros’un binlerce yıllık destanını yeniden beyazperdenin merkezine taşımasının hakkını teslim etmek gerek.

Karşımızda Homeros’a bütünüyle sadık bir anlatıdan çok, efsaneyi Hollywood’un görkemli diliyle yeniden kuran bir Odyssey var. Matt Damon, Odysseus’un hem fiziksel hem de ruhsal yükünü güçlü bir biçimde taşıyor. Zendaya’yı kaçırmamak için gözünüzü kırpmamanız gerekebilir; sosyal medya onun birkaç dakikalık rolü üzerine şimdiden epey mesai harcadı.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek

Filmin özellikle son bölümlerinde, Cüneyt Arkın’ın kılıçlar, karanlık geçitler ve gizlenen kahramanlarla örülü Yeşilçam maceralarını hatırladığım anlar oldu. Yıllarca o filmlerin hayal gücüne biraz haksızlık etmişiz diye düşünmeden edemedim.

Teknik açıdan kusursuza yakın olan film, görsel ve işitsel dünyasıyla Nolan sinemasının bütün ihtişamını taşıyor. Ödül sezonunda karşılığını bulacağına şüphe yok. Dramatik yapısı zaman zaman fazlasıyla klasik kalsa da Truva Atı’nın içindeki klostrofobik bekleyiş ve ölüler diyarında geçen sahneler filmin hafızada en çok yer eden bölümleri.

Özellikle o karanlık ve sessiz ölüler diyarı bana Çanakkale’yi, o topraklarda yarım kalan hayatları ve kuşaktan kuşağa anlatılan hikayeleri düşündürdü. Belki de iyi bir hikayenin gücü tam olarak burada saklı: Odysseus’un eve dönüş yolculuğunu izlerken insanın kendi geçmişine, kayıplarına ve dönmek istediği yerlere doğru yola çıkabilmesinde…

Sonuçta herkesin Odyssey’i, biraz da kendine.

Yıldızların altında sinema

Yaz akşamlarında sinemayı kapalı salonlardan çıkarıp şehrin manzarasına taşıyan etkinlikleri ayrıca seviyorum. Daha önce deneyimlediğim için gönül rahatlığıyla önerebileceğim adreslerden biri, CVK Park Bosphorus Hotel İstanbul’un Bosphorus Teras’ında düzenlenen açık hava sineması.

Burası yalnızca filmi izleyip eve döndüğünüz klasik sinema akşamlarından değil. Gece lounge müzikle başlıyor; ödüllü sinema yarışmaları, filmlerin hikayeleri, kısa analizler ve özel gösterimlerle devam ediyor. Asıl farkı ise seçkide ortaya çıkıyor. Cenk Caner küratörlüğünde hazırlanan program, özellikle 80’li ve 90’lı yılların altın değerindeki filmlerini yeniden perdeye taşıyor. O filmleri özleyenler için güzel bir buluşma, ilk kez keşfedecek yeni nesil içinse şahane bir fırsat. Yeni program 4 Ağustos’ta Londra sokaklarında tesadüflerle örülü romantik bir hikâye anlatan Notting Hill ile başlayacak. 11 Ağustos’ta John Travolta’nın dansları ve Bee Gees şarkılarıyla hafızalara kazınan Saturday Night Fever, 18 Ağustos’ta “Carpe Diem” diyerek kuşaklar boyunca ilham vermeyi sürdüren Dead Poets Society, 25 Ağustos’ta ise gerçeklikle kurduğumuz ilişkiyi sorgulatan kült yapım The Truman Show gösterilecek. Kısacası romantizmden diskoya, gençlik düşlerinden varoluş sorgulamalarına uzanan çok güzel bir yazlık sinema seçkisi bizi bekliyor.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 2

Şehrin bir başka köşesinde, Swissôtel’de düzenlenen “Açık Havada Popcorn Kokusu Var” seçkisinde ise 3 Ağustos’ta Amélie, 10 Ağustos’ta Moulin Rouge, 24 Ağustos’ta G.O.R.A., 31 Ağustos’ta Ratatouille ve 14 Eylül’de Bohemian Rhapsody gösterilecek. Patlamış mısır kokusu, yaz gecesi ve iyi filmler… Daha ne olsun?

Yazın en iyi konseri hangisiydi?

Bu yaz her konserin ardından “Tamam, artık daha iyisi olamaz” diyorum. Sonra başka bir grup sahneye çıkıyor ve beni yeniden şaşırtıyor.

Suede ve Brett Anderson… Terden sırılsıklam gömleği, bitmeyen enerjisi ve sahnedeki tarifsiz karizmasıyla bize gerçek bir rock yıldızının nasıl olması gerektiğini yeniden hatırlattı. Birkaç saatliğine hepimiz yeniden 17 yaşındaydık.

Hemen ardından 20 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ı İrlandalı hip-hop üçlüsü Kneecap yaktı geçti. Politik tavrından bir an olsun vazgeçmeyen grup, Filistin’e desteğini yine sahneden açıkça dile getirdi. Türkiye’deki dinleyicilerine, “Tarihin doğru tarafındasınız, kendinizle gurur duyun” demeleri gecenin en güçlü anlarından biriydi. Kneecap konseri yalnızca yüksek enerjili bir performans değil, sahnenin hâlâ söz söyleme alanı olduğunu hatırlatan politik bir buluşmaydı.

Ardından Sex Pistols ve taze kanları Frank Carter… Punk’ın o meydan okuyan, cesur ve filtresiz ruhu, çağımızın en güçlü punk frontman’lerinden Frank Carter’la yeniden sahnedeydi. Carter, Sex Pistols’ın mirasını taklit etmeye çalışmak yerine kendi enerjisini bu mirasın içine yerleştirdi. Ortaya nostaljiye yaslanmayan, yaşayan ve hala harekete geçiren hissettiren efsanevi bir performans çıktı.

Ayı ise 30 Temmuz’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde Skunk Anansie ile kapatıyoruz. Skin’in sesi ve sahne enerjisi düşünüldüğünde, yazın “Artık daha iyisi olamaz” cümlesini bir kez daha boşa çıkaracağıma eminim.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 3

Walking Away günlerine dönüş

Bir dönem Craig David’in “Walking Away” şarkısı hayatımın fon müziğiydi. O yumuşak sesi ve şarkının insana her şeyi geride bırakıp yürümeye devam etme hissi veren hali hâlâ ilk günkü gibi.

Craig David, kariyerinin 25. yılında efsaneleşen TS5 şovuyla 11 Ekim’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’na geliyor. DJ setiyle canlı vokali bir araya getiren TS5 konsepti R&B, UK garage, hip-hop ve house arasında dolaşan büyük bir parti vadediyor.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 4

Hande Yener’in hitleri nesilleri buluşturuyor

Yerli sahnelere de bakalım. Hande Yener’in yıllar sonra yeniden yükselişe geçen “Bu Yüzden” şarkısı, yaz konserlerinin en coşkulu anlarından biri oldu. Yener; 1 Ağustos’ta Alaçatı’da, “Hande Bizi Sezen’e Götür” konserleriyle 6 Ağustos’ta İzmir, 8 Ağustos’ta Çeşme ve 12 Ağustos’ta İstanbul Festivali’nde sahne alacak.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 5

Sezen şarkıları senfonik bir kimliğe bürünüyor

Murat Karahan, Sezen Aksu’nun unutulmaz şarkılarını senfonik dokunuşlarla yeniden yorumluyor. “Tükeneceğiz”, “Gülümse” ve “Hadi Bakalım” gibi eserler, Karahan’ın güçlü sesiyle müzikal bir saygı duruşuna dönüşüyor. Turne; 13 Eylül’de İzmir, 15 Eylül’de Ankara, 17 Eylül’de Adana ve 19 Eylül’de Antalya’da…

Kısacası İstanbul’da bu yaz bir gün Homeros’un denizlerinde dolaşıyor, ertesi akşam bir punk konserinin ortasında kendimizi kaybediyoruz. Açık hava sinemalarından dev konserlere uzanan bu yolculukta bize düşen tek şey, şehrin peşinden gitmek.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 6

Fiba salon İKSV yeni sezona hazırlanıyor

İKSV'nin Şişhane'deki performans mekânı Salon İKSV, Fiba Grubu ile gerçekleştirilen iş birliği kapsamında yeni sezonda Fiba Salon İKSV adıyla faaliyet gösterecek. Konserlerin yanı sıra tiyatro, edebiyat söyleşileri, bilim buluşmaları ve caz kulübü etkinliklerine ev sahipliği yapacak mekânda, öğrenciler için etkinlik biletlerinde yüzde 50 indirim uygulanacak. İş birliğiyle kültür-sanat etkinliklerine erişimin artırılması ve programın daha da zenginleştirilmesi hedefleniyor.

Odyssey: Yolcu Yolunda Gerek - Resim : 7