Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz?

Soundgarden ve Jack White… İstanbul’un yaz konser sezonunu kapatmak için daha iyi bir final düşünmek gerçekten zor. Özellikle Jack White’ın sahnedeki enerjisi, uzun zamandır izlediğim en etkileyici canlı performanslardan biriydi.

Sezon boyunca peş peşe konserler, festivaller, açık hava etkinlikleri izledik. Birbirinden iyi sanatçıları, farklı sahneleri, farklı müzik dünyalarını takip ettik. Ama bazı geceler vardır; sadece iyi bir sahne şovu izlediğinizi değil, “Ben şu anda gerçekten bir sahici bir konser izliyorum” duygusunu yaşarsınız. Jack White’ın sahnesi benim için tam olarak öyle bir geceydi. Ham, enerjik, kusursuz olmaya çalışmayan ama tam da bu yüzden sahici bir performans…

İstanbul yaz boyunca müzikle fazlasıyla beslendi. Yeni sezonda da bizi yine birbirinden güzel konserler, festivaller ve sahne buluşmaları bekliyor. Ama konser maratonuna kısa bir ara verip biraz sinemaya dönmenin tam zamanı.

Pandemiyle birlikte hepimiz bir şekilde daha fazla yalnızlaştık. Evlerimize, ekranlarımıza ve kendi küçük dünyalarımıza çekildik. Belki de bu yüzden son dönemde sinema salonlarının yalnızca film izlenen yerler olmaktan çıkıp yeniden birer sosyalleşme alanına dönüştüğünü düşünüyorum. Bir filmi birlikte izlemek, sonrasında üzerine konuşmak, hatta sadece kalabalığın içinde olmak için bile sinemaya gitmeye başladık.

Yeni sezon da bu anlamda sinemaseverler için oldukça hareketli görünüyor.

The Invite, Insidious, The Dog Stars…

Bu haftanın dikkat çeken yapımlarından biri The Invite. Olivia Wilde’ın yönettiği ve Seth Rogen, Penélope Cruz, Edward Norton gibi isimleri bir araya getiren film, klasik bir “akşam yemeği daveti kontrolden çıkar” hikayesinin çok daha ötesine geçiyor.

Evliliklerinin heyecanını ve dengesini kaybetmeye başlayan Joe ve Angela’nın hayatı, üst katlarında yaşayan gizemli çiftle kurdukları ilişkiyle bir anda değişiyor. Film bir yandan oldukça eğlenceli ve sivri bir komedi kurarken, diğer yandan uzun ilişkiler, arzu, kıskançlık, alışkanlıklar ve insanın kendi hayatına dışarıdan bakabilmesi üzerine düşündürüyor.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz?

Üstelik Olivia Wilde’ın yönetmen koltuğunda olduğu filmde, Seth Rogen’ın alışıldık mizahıyla Penélope Cruz ve Edward Norton’ın enerjisi çok iyi bir oyunculuk karşılaşmasına dönüşüyor. Bence yeni sezonun akılda kalıcı seçeneklerinden biri.

Ardından korku sinemasının sevilen serilerinden Insidious, Insidious: Out of the Further ile geri döndü. Serinin altıncı filmi, bu kez genç bir anne olan Gemma’nın “Further” adı verilen ruhlar âlemine geçebilme yeteneğini keşfetmesi ve burada karşılaştığı varlıkların gerçek dünyaya sızması üzerinden ilerliyor.

Ama benim için filmin asıl meselesi kadar, nasıl bir salonda izlendiği de önemli.

Korku filmlerinin sinemada izlenmesinin başka bir tarafı var. Hele ki hareketli koltuklar, titreşimler ve filmi yalnızca gözlerimizle değil, bedenimizle de hissettiren 4DX teknolojisi devreye girdiğinde… Karanlıkta bir anda hareket eden koltuk, yükselen ses, çevrenizdeki insanların aynı anda irkilmesi derken film, ekranda olup biten bir hikâyeden çıkıp fiziksel bir deneyime dönüşüyor. Insidious: Out of the Further da bu açıdan korku sinemasının seyirciyle kurduğu ilişkiyi daha da güçlendiren filmlerden biri. Kısacası, korkmak için sinemaya gitmek hala gayet geçerli bir sebep.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 2

Ve elbette biraz bilimkurgu, biraz distopya, biraz da insanlık üzerine düşünmek isteyenler için The Dog Stars…

Ridley Scott’ın Peter Heller’ın romanından uyarladığı film, küresel bir salgının ardından medeniyetin çöktüğü bir dünyada hayatta kalmaya çalışan Hig’in hikâyesini anlatıyor. Jacob Elordi’nin canlandırdığı Hig, köpeği Jasper ve eski asker Bangley ile birlikte izole bir hayat sürerken, gizemli bir radyo sinyali onu bildiği dünyanın dışına çıkmaya zorluyor.

Ama filmin bende asıl bıraktığı soru virüs değil.

Medeniyet dediğimiz şey ortadan kalktığında geriye ne kalıyor?

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 3

Kurallar, devlet, güvenlik, toplumsal düzen ve bizi birbirimize bağlayan bütün o görünmez anlaşmalar ortadan kalktığında insan gerçekten insan kalabiliyor mu?

Ridley Scott’ın filmi, klasik bir kıyamet sonrası hayatta kalma hikâyesinden çok, kaybın, yalnızlığın ve yeniden bağ kurma ihtiyacının peşine düşüyor. Filmin merkezindeki köpek Jasper da bu açıdan yalnızca bir “sadık dost” değil; Hig’in geçmişiyle, kaybettikleriyle ve hâlâ içinde taşıdığı insanlık duygusuyla kurduğu bağın bir parçası.

Benim için filmin en güçlü tarafı da tam burada.

Büyük bir felaketin ardından hayatta kalmaktan çok, insan kalabilmenin ne anlama geldiğini sorguluyor.

Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali için geri sayım başladı

Bu yıl ilk kez 2-6 Eylül’de gerçekleşecek Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali için geri sayım başladı! Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında, ETİ’nin ana sponsorluğunda düzenlenen festival, kentin Kurtuluş Günü olan 2 Eylül’de başlayacak ve 6 Eylül’de gerçekleşecek görkemli konserle sona erecek. Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali, beş gün boyunca sanatı, kültürü ve eğlenceyi şehrin simgesi Porsuk Nehri’nin etrafında bir araya getirecek. Festivalin müzikten sinemaya, tiyatrodan dansa, sergilerden atölyelere, spordan söyleşilere uzanan programı kapsamında tüm etkinlikler ücretsiz olarak gerçekleşecek.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 4

Sinemadan sahneye: The Bodyguard

Bu arada sinemadan sahneye geçerken, müzik tarihinin çok özel bir kaybını da anmadan olmaz. Dolly Parton’ın 25 Ağustos’ta 80 yaşında hayatını kaybetmesi, yalnızca country müziği için değil, dünya müzik tarihi için de büyük bir kayıp. Yaklaşık altmış yıllık kariyerinde binlerce şarkıya imza atan Parton, yalnızca büyük bir yorumcu değil, aynı zamanda olağanüstü bir şarkı yazarıydı. Onun yazdığı şarkılar arasında ise özel bir yere sahip olan “I Will Always Love You” var.

Parton’ın 1973’te yazıp seslendirdiği şarkı, yıllar sonra Whitney Houston’ın The Bodyguard filmindeki unutulmaz yorumuyla bambaşka bir hayata kavuştu. Hatta Parton’ın bu şarkıyla ilgili en güzel hikâyelerinden biri de burada yatıyor: Whitney Houston’ın yorumunu duyduğunda, şarkının artık kendisine ait olmaktan çıktığını söyleyecek kadar yüce gönüllü bir şarkı yazarıydı.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 5

Şimdi bu şarkı, iki büyük sanatçının mirasını aynı sahnede buluşturan çok özel bir başka yolculuğa çıkıyor. BKM ve Zorlu PSM iş birliğiyle The Bodyguard, 11–20 Eylül tarihleri arasında ilk kez Türkiye’de sahnelenecek. Orijinal uluslararası cast kadrosuyla İstanbul’a gelecek müzikal, The Bodyguard filminin hikâyesini sahneye taşırken “I Will Always Love You”, “I Have Nothing”, “Run to You”, “I Wanna Dance with Somebody” ve “Greatest Love of All” gibi unutulmaz şarkıları canlı olarak buluşturacak. Sinemada hafızamıza kazınan bir aşk hikâyesini bu kez canlı müzik, dans ve sahne performansıyla yeniden keşfedeceğiz.

Dirty Dancing Unutulmaz Müzikleri Sahmeye Taşınıyor

Bir başka nostaljik buluşma ise eylül ayında Harbiye’de. 1987 yapımı kült film Dirty Dancing, Dirty Dancing in Concert ile 17 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’na geliyor. Film, özel olarak yenilenmiş görüntü kalitesiyle dev ekranda gösterilirken, unutulmaz şarkılar eş zamanlı olarak canlı müzisyenler ve vokalistler tarafından seslendirilecek.

Yani bir yandan Patrick Swayze ve Jennifer Grey’i yeniden izleyecek, bir yandan da o şarkıları canlı dinleyeceğiz. Bazı filmler vardır, yalnızca bir film değildir. Bir dönemin müziğidir, kıyafetleridir, aşk hikâyesidir, hatta gençliğidir. Dirty Dancing de onlardan biri.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 6

Üç müze, tek rota

Biraz da müzik ve sinemadan uzaklaşıp İstanbul’un kültür-sanat haritasında küçük bir rota çizelim.

Rahmi M. Koç Müzesi, Arter ve Sadberk Hanım Müzesi, “İstanbul’un Üç Müzesi, Tek Keşif Rotasında” projesiyle üç farklı müze deneyimini tek bir rotada buluşturuyor.

30 Eylül 2026’ya kadar devam eden kampanya, İstanbul’da kültür sanatla biraz daha fazla vakit geçirmek isteyenler için güzel bir bahane.

Çağdaş sanattan endüstri tarihine, farklı dönemlerden sanat eserlerinden İstanbul’un kültürel mirasına uzanan bu rota, hafta sonu için de oldukça iyi bir plan.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 7

İş Vapur’da ilham veren bir eylül

İş Sanat’ın öğrenme programları kapsamında Galataport’taki İş Vapur’da eylül ayında da seminer, sohbet ve atölyeler devam ediyor.

2 Eylül’de “3 Film 1 Şehir: Londra”, 6 Eylül’de Sunay Akın ile “Hissi Senetler”, 8 Eylül’de “Anadolu Destanları: Odysseus’un Yolculuğu”, 9 Eylül’de “İstanbul Kafası: Dersaadet Sefaretleri” ve 13 Eylül’de Nilay Örnek ile “Vapurların Seyrinde Bazı Evler” İstanbul’un farklı hikâyelerine kulak vermek isteyenleri bekliyor. 20 Eylül’de ise “İçinden Opera Geçen Filmler” seminerinde bu kez Verdi operaları ve Woody Allen’ın Maç Sayısı filmi buluşuyor.

Yani İstanbul’da kültür-sanat sezonu aslında hiç bitmiyor; sadece biçim değiştiriyor. Önümüzde yine bol müzikli, bol sahneli, bol keşifli bir İstanbul var.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 8

Yeşilçam’ın uyarlama geleneğine yeni bir bakış: “Hollywood Taklidi”

Ve her zamanki gibi bir kitap önerisiyle bitirelim. VakıfBank Kültür Yayınları, Iain Robert Smith’in “Hollywood Taklidi” adlı kitabını okurlarla buluşturdu. Yeşilçam’ın Hollywood’la kurduğu ilişkiyi Hint ve Filipin sinemalarındaki benzer örnekler üzerinden değerlendiren eser, sinemada taklit kavramına alışılmışın dışında bir perspektiften yaklaşıyor. Yeşilçam’ı ne yalnızca bir kopya üretimi ne de Batı’ya karşı geliştirilmiş bir direniş biçimi olarak ele alan kitap, taklidin yaratıcı ve dönüştürücü bir üretim pratiği olabileceğini savunuyor.

Şehir Sonbahara Hazır, Ya Siz? - Resim : 9