Bazı haftalar var, ortak bir duygu etrafında şekilleniyor. Bu hafta benim için o duygu “sahicilik” oldu. Belki de bu yüzden haftaya başladığım HBO Max’in sevilen yerli HBO Original dizisi İlk ve Son’un üçüncü sezon partisinde, kalabalığın ortasında aklıma gelen ilk şey şu oldu: geriye iyi görünen değil, gerçek olanlar kalıyor.
Son yıllarda içerik dünyasında tuhaf bir ayrışma var. Bir tarafta büyük bütçelerle parlatılmış, yıldızlarla süslenmiş ama bittikten sonra geriye hiçbir şey bırakmayan hikayeler… Diğer tarafta ise daha sessiz ama yaşayan, nefes alan anlatılar. Son dönemde özellikle bir platformun bu konuda rakiplerinden ayrıştığını düşünüyorum. Çünkü oradaki projeler “trend” olmak için değil, anlatılacak bir derdi olduğu için var.

İlk ve Son’un başlangıç sezonu da böyleydi. Salih Bademci ve Özge Özpirinçci’nin yaşadığı ilişkiyi izlerken huzursuz olacak kadar tanıdık hissetmiştik. İkinci sezon aynı etkiyi yaratmadı bende ama üçüncü sezonda Timuçin Esen ve Bergüzar Korel’le birlikte dizi yeniden gerçek tonuna dönmüş gibi. Daha az bağıran ama daha çok hissettiren bir yerden konuşuyor. İlişkilerin zamanla nasıl aşındığını, insanların birbirini değil bazen kendini kaybettiğini anlatıyor. Hissettiğim şey ilk sezonda olduğu gibi çok netti: tam anlamıyla şahaneydi.
Zamanda Açılan Bir Kapı: Zamanya
Haftanın bir diğer durağı Zamanya lansmanıydı. Bazı kitaplar yalnızca okunmaz, bir dönemi geri çağırır. Zamanya tam olarak bunu yapıyor. Yiğit Kulabaş’ın kurduğu dünya, M. K. Perker’in çizgileriyle birleşince ortaya yalnızca bir roman değil, bir zaman kapsülü çıkıyor. Kara Karga Yayınları’ndan çıkan kitap, MSN pencerelerinin hiç kapanmadığı, ICQ sesinin gecenin ortasında hala heyecan yarattığı yılları hatırlatıyor. Zamanın daha yavaş aktığı, gecelerin daha uzun olduğu bir dönem… Ama nostaljiye sığınmadan; zaman, kariyer, uyku, hayat ve ölümsüzlük üzerine kurduğu oyunla bugünle de konuşmayı başarıyor.

Aynı akşam tanıştığım bir diğer dünya ise Alchemised oldu. Daha kitap yayımlanmadan sinema haklarının alınması boşuna değil. Hikâye daha ilk sayfalardan görsel bir evren kuruyor. Büyü, arzu ve macera iç içe geçerken insan kendini bir filmin başlangıcındaymış gibi hissediyor. Küçük bir öneri: filmi gelmeden kitabını okuyun.
Şehrin Hafızasında Yeni Bir Ses
Red Rouge Art’ta karşılaştığım Yahya Perviz Tan’ın işleri haftanın en sürpriz anlarından biriydi. Henüz çok genç ama dili şaşırtıcı derecede oturmuş. Eserlerin arasında dolaşırken bazen gotik bir masalın içinde, bazen de tuhaf ama tanıdık bir sinema evreninde gibi hissediyorsunuz. Şehir, aidiyet ve kimlik meseleleri işler ilerledikçe daha görünür hale geliyor. Bazı eserler vardır, mesafeyi kaldırır ve sizi doğrudan içine çeker. “Bir Sıfat …”, 8 Mart’a kadar Red Rouge Art’ta.

Sahnede Bir Aile Hesaplaşması
Tiyatro tarafında ise yeni bir oyun konuşulmaya başladı bile. BKM yapımı Bir Aile Provası, daha perde açmadan merak uyandıran işlerden. Evrim Yağbasan’ın yazdığı, Gülhan Kadim’in yönettiği oyun; trajik olanla komiğin iç içe geçtiği o tanıdık aile hallerini sahneye taşıyor. Devin Özgür Çınar, Fatih Özkan, Hasibe Eren, Sacide Taşaner, Süleyman Kara ve Ümit Beste Kargın’ın yer aldığı kadro da beklentiyi yükseltiyor. İlk yorumlar umut verici; sezon içinde adını daha sık duyacağız gibi. İlk temsillerin ardından 27 Şubat Cumartesi 20.30’da Maximum Uniq Box’ta, 13 Mart Cuma 20.30’da Mall of İstanbul MOİ Sahne’de ve 27 Mart Cuma 20.30’da yeniden Maximum Uniq Box’ta izlenebilir.

Müzikte Heyecan Verici Deneyimler Yolda
Müzikte ise yazın ritmi şimdiden kendini hissettiriyor. Belfast çıkışlı Kneecap’in İstanbul konseri yalnızca bir konser gibi durmuyor; bir tavır, bir enerji meselesi. Fenian turnesi kapsamında grup, 20 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park sahnesinde olacak. Politik duruşları ve yüksek enerjili performanslarıyla Avrupa alternatif sahnesinin en dikkat çeken projelerinden biri haline gelmiş durumdalar.

Elektronik müzik tarafında ise Anyma, 2026 ÆDEN Global Tour kapsamında 12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da sahne alacak. Müzik, görsel sanatlar ve teknolojiyi bir araya getiren bu yeni canlı şov, klasik konser formatının ötesine geçen, neredeyse sinematik bir deneyim vadediyor.
Haftanın Filmi
Haftanın film notu kısa ama etkisi uzun sürenlerden. Öğretmenler Odası’nın yıldızı Leonie Benesch’i Gece Vardiyası’nda izlemek başlı başına bir oyunculuk dersi. Bir gün boyunca hastane servisinde geçen hikaye, dramatize edilmeden, neredeyse belgesel gerçekliğinde ilerliyor. Film aslında sessiz bir uyarı bırakıyor: ağır çalışma koşulları yüzünden sağlık sistemleri giderek insan kaybediyor. İzledikten sonra hastanelere, çalışanlara ve gündelik sabrımıza başka türlü bakıyorsunuz.

Ramazan’da Cazın Farklı Renkleri AKM Sahnesinde
Türkiye’nin kültür ve sanat merkezi İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM), Ramazan ayı boyunca caz müziğin seçkin isimlerini aynı sahnede ağırlıyor. 19 Şubat – 15 Mart tarihleri arasında gerçekleşen “Ramazan’da Caz Buluşmaları”, hard-bop’tan swing’e, Anadolu ezgilerinden Latin ve Akdeniz tınılarına uzanan geniş repertuvarıyla cazın köklü mirasını çağdaş yorumlarla bir araya getiriyor. Kerem Görsev’den Ferit Odman’a, Batu Şallıel’den Homeland ve Terra Magica’ya uzanan program, Ramazan akşamlarına dingin ve etkileyici bir eşlik sunuyor.
Dönüp haftaya baktığımda şunu fark ediyorum: iyi hikayeler kendini mutlaka ele veriyor. Gürültünün içinden değil, zamana direnen o sakin yerden. Ve belki de bu yüzden, gerçekten yaşayan işler bir şekilde yolunu buluyor. Çünkü gerçek olan ölümsüzdür.