Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ankara'da düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programında yaptığı konuşmada, NATO'nun yeni güvenlik ortamına uyum sağlaması gerektiğini belirterek, Türkiye'nin ittifak içindeki stratejik rolüne vurgu yaptı.
NATO'nun yalnızca askeri bir ittifak olmadığını ifade eden Güler, Ukrayna-Rusya Savaşı ile İran-İsrail-ABD hattındaki gerilimin bölgesel krizlerin küresel sonuçlar doğurduğunu açık şekilde ortaya koyduğunu söyledi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler şu ifadeleri kullandı:
"NATO askeri ittifaktan öte. İttifak için son derece önemli bir noktadayız. Ukrayna'daki savaş Avrupa'daki Atlantik güvenliği şekillendirmeye devam ediyor. İran -İsrail/ABD arasındaki çatışmada bize bölgesel krizlerin, küresel sonuçların nasıl olabildiğini göstermişti.
"AVRUPALI MÜTTEFİKLER DAHA FAZLA SORUMLULUK ALMALI"
NATO'nun 360 derecelik bakış açısını koruması gerek. Avrupa ve Atlantik bölgesine yönelik kapsamlı bakış açımızı sürdürmemiz lazım. Bu kadar kritik bir zamanda Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk almalı. Ancak bu yalnızca bütçeyi artırmakla olmaz. Bütçe artışlarının yanında eğitimli personel, mühimmat, doğru lojistik, güçlü komuta zincirleri ve yükün adil şekilde paylaşılması da büyük önem taşıyor.
Operasyonel riskler, coğrafi konum, hazırlık seviyesi, görevlere katkı, endüstriyel kapasite ve krizlere yanıt verebilme kabiliyeti de belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Avrupa ile Amerika'nın Avrupa'ya olan katkısı zaman içinde müttefikler arasında yeniden bir şekillendirme gerektirdi.
ABD'nin Avrupa'daki güç pozisyonu eleştirmesi, sorumlulukların müttefik içerisinde yeniden değerlendirilmesine mecbur kılmaktadır. Bu noktada Türkiye'nin sorumluluğu ve tecrübesi çok önemlidir. Çünkü birçok ülke askeri kapasitesi azaltırken Türkiye bunu yapmamıştır. Türkiye profesyonel ve aktif silahlı kuvvetleriyle birlikte hazırlık ve yatırımlarını arttırmıştır.
Bu etkinlik ittifak için çok önemli bir platform sunuyor. NATO kollektif savunmayı güçlendirdi. İttifaklar genellikle kısa süreli olur ancak NATO sürekli kendisini yenileyerek hayatta kalmayı başardı.
TÜRKİYE'NİN NATO 3.0'DAKİ YERİ ÇOK NET"
Türkiye'nin buradaki önemi de büyük. Çünkü Avrupa'nın çoğu ülkesi Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye bu yolu izlemedi. Türkiye'nin çok büyük, profesyonel ve aktif bir silahlı kuvveti var. Aynı zamanda savunma sanayisi de giderek büyüyor. Bu kadar yüksek güvenlik ihtiyacının bulunduğu bir bölgede Türkiye büyümesini sürdürüyor.
Türkiye'nin bu çabaları bugün stratejik bir faydaya ve önemli bir avantaja dönüşmüş durumda. Ülkeler personel sayılarını yeniden artırmaya ve stoklarını büyütmeye çalışırken Türkiye hem kurumsal yapısı hem de operasyonel bilgisi sayesinde çok hızlı şekilde destek sağlayabiliyor. Türkiye'nin NATO 3.0'daki yeri çok net.
Konuşlandırılabilir güçleri, deneyimli komutanları ve oturmuş eğitim kültürüyle birlikte köklü bir ordu yapısına sahip. Bu da Türkiye'nin hazırlık açıklarını kapatmasına ve krizlere çok hızlı şekilde tepki verebilmesine imkan sağlıyor.
"TÜRKİYE, NATO'NUN EN BÜYÜK İKİNCİ ORDUSUNA SAHİP"
NATO'ya 1952 yılında katıldığından bu yana hiçbir zaman sıradan bir ülke olmadı. Coğrafi konumu nedeniyle her zaman riskleri değerlendirmek, sorumluluk almak ve her krizde sahada bulunmak zorundaydı. Gerektiğinde caydırıcı olmak da Türkiye'nin üstlendiği görevlerden biri oldu. Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip.
Yüksek eğitim standartları, operasyon deneyimi ve yüksek kapasitesiyle son derece güçlü bir askeri yapıya sahip bulunuyor. Gücümüzü artıran çok sayıda unsur var. Krizleri çok etkili bir şekilde yönetebiliyoruz ve bunu çok geniş bir coğrafyada gerçekleştirebiliyoruz.
Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık Denizi'nden Karadeniz'e kadar Türkiye NATO'nun görevlerine, operasyonlarına ve eğitim faaliyetlerine aktif olarak katılıyor. Aynı zamanda hava savunması, deniz savunması ve eğitim faaliyetlerinde de etkin rol üstleniyoruz.
"NATO'NUN GELECEĞİ YALNIZCA BÜTÇEYLE BELİRLENEMEZ"
Bugün önümüzdeki temel soru şu. NATO ne kadar hızlı dönüşebilecek. Politik yapısını nasıl değiştirecek. Bu politik dönüşümü somut askeri güce ne zaman çevirecek. Bunların hepsi çok önemli. Ancak yalnızca para harcamak caydırıcılık sağlamaz. Caydırıcılık eğitimli personel gerektirir. Hazır kuvvetler gerektirir. Mühimmat gerektirir. Güçlü lojistik gerektirir.
Verimli komuta yapısı gerektirir. Dirayetli bir ordu gerektirir. Endüstriyel kapasite ve politik kararlılık gerektirir. Bu yüzden Ankara Zirvesi'nin en önemli mesajlarından biri şu olmalı. Buradaki dönüşüm hedeflerimizin gerçekleşmesi gerek.
NATO'nun geleceği yalnızca bütçeyle belirlenemez. Aynı zamanda hangi kapasiteleri geliştirebileceğimiz ve bunları ne kadar hızlı geliştirebileceğimiz üzerine de konuşmamız gerek.
"ANKARA'NIN MESAJI ÇOK AÇIK: 5. MADDEYE KESİN VE KARARLI BİR ŞEKİLDE BAĞLIYIZ"
Avrupa dışındaki bütün NATO üyelerinin de bu desteği vermesi gerekiyor. Güçlü savunma sanayimiz, ileri endüstriyel kapasitemiz, bilgi birikimimiz ve deneyimimizle Avrupa'yı daha güvenli bir yer haline getiriyoruz. Bizim beklentimiz çok açık. NATO ile Avrupa arasındaki işbirliği çok kapsamlı olmalı ve bütün alanları güçlendirmeli. Daha gerçekçi, daha güçlü ve daha dengeli bir NATO için herkesin katkısı önemli. Bütün müttefiklerin kapasitelerinin en üst seviyeye çıkarılması gerekiyor.
Ankara Zirvesi yalnızca diplomatik bir ziyaret ya da diplomatik bir görüşme değildir. Bu zirve NATO'nun dayanışmasını artırmak, işbirliğini güçlendirmek, savunma hedeflerini belirlemek, savunma üretimini artırmak ve Ukrayna'yı desteklemek açısından kritik bir eşiktir.
Ankara'nın mesajı çok açık. Beşinci maddeye (kolektif savunma maddesi) kesin ve kararlı bir şekilde bağlıyız. Çok güçlü bir askeri kapasiteye sahip olmamız gerekiyor. Savunma yatırımlarının sürdürülebilir mühimmat stokları oluşturmaya ve askeri gücü artırmaya yönelik olması gerekiyor.
Üretimin artırılması aynı zamanda işbirliğini de güçlendiriyor. Daha kapsamlı ve daha kapsayıcı bir savunma altyapısı oluşturuyor.
Günümüzde savunma yalnızca tanklarla, hava araçlarıyla ve gemilerle sağlanamaz. Aynı zamanda etkili stratejiler, güçlü iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, dirençli toplumlar ve rakiplerimizden daha hızlı hareket edebilme kapasitesiyle sağlanır.
Bu bağlamda NATO'nun güvenliği yalnızca silahlı kuvvetlerimizin gücüne dayanmıyor. Aynı zamanda toplumlarımızın, sanayimizin, teknolojilerimizin ve politik birliğimizin gücüne dayanıyor.
Türkiye ittifakın yükünü paylaşan bir müttefik olarak savunma yatırımlarını büyük bir ciddiyetle sürdürüyor ve geleceğe odaklanmaya devam ediyor.
NATO'nun caydırıcılık ve savunma kapasitesini güçlendirmek için çalışmayı sürdüreceğiz. NATO'nun dönüşümünü desteklemeye de kararlılıkla devam edeceğiz.