Bazı sanatçılar vardır; onları sadece dinlemezsiniz, hayatınızın belli dönemlerini onların şarkılarıyla hatırlarsınız. Şebnem Ferah da birçoğumuz için tam olarak öyle bir isim.
2016 ile pandemi öncesindeki o hızlı, yorucu ama bir o kadar canlı geçen yıllar arasında neredeyse her hafta başka bir şehirdeydim. Festival alanları, açık hava konserleri, kulisler, sabaha karşı biten yollar… Ve o yıllarda hangi şehirde olursanız olun değişmeyen bir şey vardı: İnsanların Şebnem Ferah’a duyduğu büyük sevgi.
Sahneye çıktığı an başka bir enerji oluşurdu. Binlerce kişi aynı anda susar, sonra aynı anda bağırmaya başlardı. Şarkılar ezberden değil, hayatın içinden söylenirdi. Belki de bu yüzden Şebnem Ferah konserleri hiçbir zaman sadece bir konser gibi hissettirmedi.
Şimdi o sessizlik bitiyor.
Bir Neslin Ortak Hafızası
Şebnem Ferah, uzun bir aranın ardından 3 Haziran 2026’da İstanbul’da konser vereceğini sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Altı yıldır sahneye çıkmayan sanatçı, böylece konserlerine verdiği uzun arayı da resmen sonlandırmış oldu.
3 Haziran’da KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek konser, dinleyicisi için uzun süredir ertelenmiş bir buluşma niteliği taşıyor. Sosyal medyada yapılan ilk paylaşımlardan bile, insanların bu haberi ne kadar zamandır beklediğini görmek mümkün.
Aslında bu sadece Şebnem Ferah özlemi değil. Türkiye’de insanların konsere, festivale, sinemaya, sergiye yani kültür-sanatın kendisine ne kadar aç olduğunu gösteren başka bir işaret daha. Pandemi sonrası geçen son iki yılda bunun acısı biraz fazla çıkarılıyor belki ama iyi ki çıkarılıyor. Çünkü insanlar yeniden bir araya gelmek, aynı şarkıya bağırmak, aynı filmde susmak, aynı hikâyenin içinde kaybolmak istiyor.
Ve evet… İnsan ister istemez şunu da düşünüyor: Keşke bir gün Özlem Tekin’i de yeniden sahnede görebilsek.

Bursa’da Kısa Film Coşkusu
Bursa’da ise kısa film heyecanı başlıyor. Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali, bu yıl yarışma formatından çıkarak daha kapsamlı bir festival kimliğiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Bursa Sinema Sanat Derneği iş birliği ve Osmangazi Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek festival, 8-9 Mayıs tarihlerinde “Filmler kısa, hikâyeler derin” sloganıyla gerçekleşecek. Festival kapsamında gösterimlerin yanı sıra söyleşiler ve sektörel buluşmalar da yapılacak.
Programın dikkat çeken başlıklarından biri ise yönetmen Can Ulkay’ın katılımıyla gerçekleşecek “Yapay Zeka Çağında Film Yapımı: Dönüşen Araçlar, Evrilen Meslekler ve Yeni Dengeler” söyleşisi olacak. Yapay zekânın sinema sektörüne etkileri, dönüşen üretim modelleri ve geleceğin yaratıcı dengeleri festivalin en çok konuşulacak başlıklarından biri olmaya aday.
Venedik Sarayı’nda Bir Paolo Sorrentino Gecesi
Ve haftanın en büyüleyici sinema deneyimlerinden biri kuşkusuz MUBI Türkiye’nin, Oscar ödüllü yönetmen Paolo Sorrentino’nun yeni filmi La Grazia için düzenlediği özel gösterimdi.
Venedik Sarayı’nın büyüleyici atmosferinde gerçekleşen gece, neredeyse filmin bir uzantısına dönüştü. Bazı filmler vardır; izlerken hikâyeden çok bir hissin içinde dolaşıyormuşsunuz gibi olur. “La Grazia” tam olarak öyle bir film.
- Venedik Film Festivali’nden büyük övgülerle dönen filmde Sorrentino, yine zamanı yavaşlatan, bakışların ve sessizliklerin içine gizlenen o şiirsel dünyasını kuruyor. Görüntüler bazen bir rüya gibi akıyor, bazen de insanın içine çöken bir yalnızlık hissi bırakıyor. Film boyunca sanki herkes biraz kayıp, herkes biraz geçmişine bakıyor gibi.
Yönetmenin yıllardır birlikte çalıştığı oyuncu Toni Servillo ise kariyerinin en etkileyici performanslarından biriyle karşımıza çıkıyor. Güç, vicdan, yalnızlık ve kişisel özgürlük arasında sıkışmış bir adamın iç dünyasını büyük bir sakinlikle ama derin bir kırılganlıkla taşıyor.
Hipnotize edici müzikleri ve Sorrentino’ya özgü büyülü görsel diliyle “La Grazia”, yalnızca politik bir drama değil; aynı zamanda sevgi, hafıza ve kayıplar üzerine şiir gibi akan bir film hissi yaratıyor.
Venedik Sarayı’nın o eski, görkemli atmosferinde filmi izlemek ise deneyimi bambaşka bir yere taşıdı. Salonun dokusu, ışıklar, film boyunca oluşan o kolektif sessizlik… Uzun zamandır bir gala gösteriminde bu kadar güçlü bir atmosfer hissi oluştuğunu hatırlamıyorum.
Ve güzel haber şu ki; “La Grazia” şu anda MUBI Türkiye’de gösterimde. Bazı filmler salondan çıkınca bitiyor. Bazılarıysa insanın içinde yaşamaya devam ediyor. “La Grazia” biraz o filmlerden.
Türkiye’de Bir İlk: Mezarlıkta Basın Gösterimi
İstanbul’da gerçekleşen ilginç etkinliklerden biri ise kuşkusuz “Thank You God for My Spoiler” belgeselinin basın gösterimiydi. Çünkü Türkiye’de ilk kez bir filmin basın gösterimi bir mezarlıkta gerçekleştirildi.
Thank You God for My Spoiler için düzenlenen özel gösterim, İstanbul’daki Feriköy Latin Katolik Mezarlığı’nda yapıldı.
Yönetmenler Cihan Güngören ve Mustafa Seven imzalı belgesel; kendi ölümünü henüz hayattayken bir projeye dönüştüren iş insanı Orlando Carlo Calumeno’nun sıra dışı hikâyesini anlatıyor.
Şimdiye kadar ulusal ve uluslararası festivallerden toplam 10 ödülle dönen belgeselin festival yolculuğu devam ederken, dijital platform gösterimleri için de görüşmeler sürüyor.
Seni Sevmek Çok Zor
Sergi tarafında ise İstanbul’da oldukça yoğun bir dönem yaşanıyor. Arter’de açılan “Yapım Aşamasında” sergisi, kurumun son 15 yılda desteklediği sanat üretimlerini bir araya getirirken; Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal kişisel sergisi “Seni Sevmek Çok Zor!” da beden, hafıza ve kırılganlık üzerine çok katmanlı bir deneyim alanı kuruyor.
Her Şey Diğerinde Yankı Bulur
Bir diğer dikkat çeken sergi ise Eda Tekcan’ın yeni kişisel sergisi “ECHOES – Yankılar”.
Red Rouge Art’ta gerçekleşen sergi, izleyiciyi yalnızca eserlere bakmaya değil, görme biçiminin kendisini sorgulamaya davet ediyor. Optik sanat, ritim ve görsel rezonans üzerine kurulan sergi; geometrik tekrarlar ve renk ilişkileri üzerinden güçlü bir algı deneyimi yaratıyor.

İki Ses Tek Hikaye
Mayıs ayının dikkat çeken konserlerinden biri de “İki Ses, Tek Hikâye” resitali olacak.
Melisa Uzunarslan ve Cem Babacan, 15 Mayıs akşamı Grand Pera Tarihi Bina sahnesinde klasik müziği çağdaş bir anlatıyla buluşturacak. Özellikle Uzunarslan’ın “Kanlıca Süiti” eserinin keman-piyano versiyonunun ilk kez seslendirilecek olması konserin öne çıkan anlarından biri olacak.

Kirill Richter ile Buluşma Heyecanı
Neoklasik müziğin uluslararası alandaki önemli isimlerinden Kirill Richter ise 17 Mayıs’ta CSO Ada Ankara Tarihi Salon’da sahne alacak.
Richter’in sinematografik anlatımı ve güçlü orkestrasyonu, özellikle dingin ama yoğun bir müzik deneyimi arayan dinleyiciler için sezonun en dikkat çekici konserlerinden biri olmaya aday görünüyor.
