Ben Senin YE’rinde Olsam!

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul gerçekten ilginç bir tabloya sahne oldu. Bir yanda Beşiktaş Tüpraş Stadyumu'nda dünyanın en önemli tenorlarından Andrea Bocelli, diğer yanda Atatürk Olimpiyat Stadı'nda son yılların en tartışmalı figürlerinden Kanye West vardı.

Aynı şehirde bir akşam Bocelli'nin 'Time to Say Goodbye'ını, aynı akşam Kanye West'in 'Runaway'ini söyleyen on binlerce insan görmek, bütün tartışmalardan bağımsız olarak bana umut verdi.

Ve ilginç olan şu ki, iki konser de tıklım tıklımdı.

Açıkçası ülkem adına bundan gurur duydum.

Çünkü bir şehir aynı hafta sonunda hem Bocelli'yi hem de Kanye West'i ağırlayabiliyorsa, bu kültürel çeşitliliğin ve müzikal merakın göstergesidir. Herkesin aynı şeyi sevmesi gerekmiyor. Herkesin aynı sanatçıları dinlemesi, aynı filmleri izlemesi, aynı kitapları okuması da gerekmiyor.

Kanye West konseri duyurulduğu andan itibaren sosyal medyada bitmek bilmeyen bir tartışma başladı. Kimileri onun son yıllardaki açıklamalarını, siyasi çıkışlarını ve yarattığı kutuplaşmayı gerekçe göstererek konsere gidenleri eleştirdi. Kimileri ise bunun yalnızca bir müzik ve sahne deneyimi olduğunu söyledi.

Bense kendimi ikinci gruba daha yakın hissediyorum.

Bu durumun tek bir doğru cevabı olduğunu da düşünmüyorum.

Çünkü insanların sanatla kurduğu ilişki birbirinden çok farklı.

Bir insan bir sanatçının siyasi görüşlerini, özel hayatını ve kişiliğini merkeze alarak karar verebilir. Bir başkası ise yalnızca üretilen işe bakar. İki yaklaşım da kendi içinde anlaşılabilir.

Ben örneğin yarın bir pop konserine de gidebilirim, ertesi gün bir elektronik müzik festivalinde sabahlayabilirim, başka bir gün bir metal konserinde bulunabilirim. Bu tercihlerim kimseyi ilgilendirmez. Çünkü ben oraya bir sanatçının hayatını onaylamak için değil, ortaya koyduğu işi deneyimlemek için giderim.

Son yıllarda çok konuşulan "sanatçıyı eserinden ayırabilir miyiz?" sorusunun da net bir cevabı yok. Hatta bunun üzerine yazılmış kitaplar, yapılmış akademik çalışmalar var. "Hayranların İkilemi" tam olarak bunu anlatıyor: Hayran olduğumuz insanların kusurlarıyla ne yapacağız?

Kanye West bu sorunun belki de en uç örneklerinden biri.

2000'lerin başında müzik dünyasına yaptığı giriş neredeyse kusursuzdu. Soul örneklemelerini hip hop'la buluşturdu, prodüktörlük anlayışını değiştirdi, dönemin sesini yeniden tanımladı. Ardından gelen albümler, moda girişimleri ve kültürel etkisi onu yalnızca bir müzisyen değil, bir pop kültür fenomenine dönüştürdü.

Bugün ise müziğinden çok skandalları konuşuluyor.

Belki de şöhretin birçok insana yaptığı şeyi onda da izliyoruz. Tarih boyunca sanat dünyası bunun örnekleriyle dolu. Büyük yetenek ile büyük hayal kırıklığı bazen aynı bedende yaşayabiliyor.

Fakat stadyuma girdiğinizde sosyal medyada gördüğünüz tartışmaların büyük kısmı geride kaldı.

Etrafımda lise öğrencileri vardı. Üniversiteliler vardı. Çocuklarıyla gelen aileler vardı. Kırklı yaşlarında hip hop dinleyicileri vardı. Türk rap sahnesinden tanıdığımız isimler vardı. Anıl Piyancı'yı, Yung Ouzo'yu ve daha birçok müzisyeni görmek mümkündü.

Herkesin orada bulunma sebebi aynı değildi.

Kimisi hayatında ilk kez bir dünya yıldızını canlı görmek istiyordu. Kimisi yıllardır dinlediği şarkıları canlı duymak. Kimisi de yalnızca "orada olmak" istiyordu.

Ve kabul etmek gerekir ki sahneye çıktığında Kanye West hâlâ çok güçlü bir sahne figürü.

Konser boyunca dev kürenin üzerinde neredeyse iki saat boyunca aralıksız kaldı. Minimal ama etkili bir sahne tasarımı tercih edilmişti. Dev ekranlar, onlarca dansçı ya da gösterişli efektler yoktu. Buna rağmen yüz binden fazla insanın dikkatini tek başına üzerinde tutmayı başardı.

Bu da başlı başına incelenmesi gereken bir performans becerisi.

Özellikle genç müzisyenler için.

Çünkü bu konser yalnızca bir konser değildi.

Sahne tasarımını, prodüksiyonu, seyirci yönetimini, ışık kullanımını, dramatik yapıyı ve bir dünya yıldızının enerjisini nasıl yönettiğini görmek adeta canlı bir masterclass niteliğindeydi.

Bazen bir konser sadece eğlence değildir.

Bazen gelecekte üretilecek müziklerin, kurulacak sahnelerin ve yazılacak şarkıların başlangıç noktasıdır.

Kanye West'i sevmek zorunda değilsiniz.

Onu dinlemek zorunda da değilsiniz.

Ama insanların neden orada bulunduğunu anlamaya çalışmak, onları yaftalamaktan daha değerli geliyor bana.

Çünkü şu hayatta gerçekten üzerine düşünmemiz gereken çok daha büyük meseleler var.

Ve bazen bir konser, sadece bir konserdir.